XOXO THE MAG / ROPORTAJ 2014

1

Röportaj : Dilan Ceylan Emektar

İşlerinizin odağına teknolojiyi almaya nasıl karar verdiniz ya da bu süreç nasıl gelişti?

Genellikle beni besleyen ve sergilerime ilham veren en önemli şey okuduğum kitaplar ve yayınlar.Yani “bilgi” kavramı sanatasal yaratım sürecimin en önemli malzemesini oluşturuyor. “Bilgi” ise bugün teknolojinin ayrılmaz bir parçası olmuş durumda.Sergilerimde teknoloji ve bilgi kavramlarından yararlanarak doğadan ne kadar uzaklaştığımızı ortaya koymaya çalışıyorum.

Bugün çoğumuzun içinde bulunduğu hızlı yaşam temposu, sahip olduğumuz ileri teknoloji ürünü elektronik aletler, zamanımızın çoğunu geçirdiğimiz kapalı mekanlar,bizi doğadan gitgide uzaklaştırıyor.Oysa Teknoloji 19.yüzyıldan bu yana daha fazla boş zaman vaadinde bulunuyor.Fakat insanlar geçmişe oranla daha fazla çalışıyorlar.Teknoloji bize hizmet etmeliydi, ama biz ona hizmet eder olduk.Ben 2009 yılından itibaren bu kavramlar üzerinde, etrafımda gördüğüm ve yaşadığım modern insanın sorunları ile ilgili çalışmalar üretiyorum.

Üretim aşamanızda dijital mi ağır basıyor analog mu? Yoksa çalışma neyi gerektiriyorsa ona mı teslim oluyorsunuz?

Üretim sürecim şuan tamamen dijital.Ama bu süreçte analog yaratım sürecinin bütün alışkanlıklarını ve geleneklerini devam ettiriyorum.Yani boya yerine ışığı,fırça yerine ise fotoğraf makinamı kullanıyorum.Bunları dijital ortama aktarıp resim yapar gibi üzerlerinde çalışıyorum.Bu nokada baskı bilgisini (kağıt yapıları ve boya bilgilerini) de eklerseniz bir resim yapma sürecine benzer bir süreçten geçiyorum.Yaratım sürecinde ise dijital bilginin “tesadüflük” kavramıyla bir araya gelmesine dikkat ediyorum. Çünkü gerçek yaratıcılık benim için bu noktada başlıyor.

Teknolojinin hızlı gelişiminin ve dönüşümünün negatif yönünü mü yoksa pozitif yönünü mü ele almayı tercih ediyorsunuz? Sizce teknolojiden bir çıkarım yapılacaksa bu illa ki bir ‘distopya’ mı olmalı?

Bir zamanlar insanlar ‘gelecekte makineler her işi yaparsa bize kalan bunca boş zamanda biz ne yapacağız’  diye soruyorlardı.Ama bugün böyle bir boş zamanımız olmadı.Ben teknolojinin dünyayı daha iyi bir yer yapacağına dair beklentimden vazgeçmedim.Ama bir taraftanda hergün bir robot gibi gerçekleştirmeleri gereken tüm eylemleri yinelemekten başka birşey yapmayan, içleri boşalmış, yanlızca biyolojik bir yaşantı sürdüren maddi varlıklara dönüşmeye başladığımızı da söylemekten vazgeçemiyorum. Çalışmalarımda bu yüzden modern insanın yalnızlığı ve biraz da çağresizliğini ortaya koymaya çalışıyorum.

Virtual Reality’ aslında en çok sosyal ağlar vesilesi ile birebir ilgilendiğimiz bir başlık haline geliyor. Kamusal alanın da gün geçtikçe sanallaşması ve ‘publicsphere’ kavramının sosyal ağlara hapsedilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Geçmişte insanlar birbirlerini ve hikayelerini daha iyi tanıyorlardı.Kimlik yaşanılan mekan ve yerellikle sınırlıydı.Günümüzde ise teknoloji kimliksizleşmeyi beraberinde getirdi. Bugün birbirimizin hikayelerini bilmiyoruz. Mcluhan’ ın “evrensel köy” olarak tanımladığı günümüz dünyası internet yoluyla iletişimi anındalık boyutunda yaşarken bilginin de hızlı bir şekilde dünyayı dolaşmasına olanak sağlıyor.

İletişimin sosyal ağlara hapsedilmesiyle beraber artık yüz yüze ilişkilerin yerini arayüzler aracılığıyla iletişim almaya başladı.Böylelikle ilk defa dünya tarihinde bireyler iletişimde bulunduğu kişinin biyolojik ve toplumsal varlığını,sesini görünütüsünü görmeden etkileşimde bulunmaya başladı.Bu hem kamusal alanın içeriğini kaybetmesine yol açıyor hem de bireyin yabancılaşmasını beraberinde getiriyor.

‘Virtual Wars’da da değindiğiniz üzere, savaş; artık yalnızca rakamlarla özetlenen ve artık izleyiciye hiçbir şey ifade etmeyen görseller bütünü haline geldi. Bu durumu savaşın haricinde; toplumu etkileyen herhangi bir sosyo-politik gelişme çerçevesinde ele alırsak, yakın dönemde birebir deneyimlediğimiz toplumsal olayların ardından, bu rakamsal bakış açısı ve normalleştirme iç güdüsü sizce kırıldı mı?

Tam tersine giderek daha fazla arttığını düşünüyorum.Arttığını söylerken toplumların, iletişimin içeriğinden çok, iletişimde kullanılan araçların doğası tarafından biçimlendirildiğini düşünüyorum.Olay artık haber sunumu ve bilgi paylaşımı değil, bilgi ve olay yaratma biçimine dönüşmüş durumda bugün.İletişim teknolojilerinin bugün ulaştığı düzey “saf” ve gerçek bilginin ulaştığı gücü aşmaktadır.Ben asıl tehlikenin bu noktada başladığını düşünüyorum.

Bozlu Art Project’teki yeni serginiz “Sanal Manzaralar” için ‘ağaç’ imgesini merkeze alıyorsunuz ve alışılagelen peyzaj manzaralarından ziyade sanal manzaraların izini sürüyorsunuz. Bu minvalde, ortaya çıkan manzara size ne ifade ediyor?

Sanal Manzaralar isimli sergim bilginin kendi doğasından (gerçeklikten) koparılmasını,yeniden üretilmesini ve paylaşıma sokulmasını konu alıyor.Bunu yaparken de geçmişten günümüze bilginin en eski ve kadim sembolu olan ağaç kavramından yararlanıyor.Çünkü Eski mitlere baktığımızda bilgi ve ilahi aleme ithaf edilen ağaç,tarih boyunca bir çok öğretide evrenin modeli olduğuna inanılmıştır.Örneğin ilk insanın işlediği günahla (yasak ağaç ve elma) dinin konu aldığı ağaç,ezoterik bilgilere göre alemler arası irtibatı   simgelemiştir.Kabalistlere göre ise hayat ağacı evrenin oluşmasının bir modelidir. Şamanlar da bu bağlamda ağacı gökyüzüne ulaşmak için bir merdiven olarak kullanıyorlardı Hayat ağacı,aynı zamanda bilgelik ağacıdır.Kısacası Geçmişten günümüze doğaya ve onun en önemli parçası olan ağaca atfedilen anlam teknolojiyle beraber bugün ise yeni bir boyut kazanıyor. Bugün içinde bulunduğumuz bu manzara sosyal medya ağlarıyla çevrelenmiş,sürekli paylaşımda bulunmaya bizi davet eden bir dünya.

“Sanal Manzaralar” bu iki bilgi dünyasının (geçmişteki bilgelik ağacı ile) günümüzdeki internet (sosyal paylaşım ortamını) bir araya getiriyor.Ve belki de artık her anlamıyla şeffaflaşan dünyamızın,paylaşıma sokulmuş olan her görsel ve metinin arkasında aslında görecek ve öğrenecek bir şey bulamadığımız bir “manzara”  olarak ortaya çıktığını anlatmaya çalışıyor.

Sizin de tasvir ettiğiniz mevcut manzaralarda, dünyanın gitgide şeffaflaşmasına ve artık normalleşen bilgi dolaşımına da değiniyorsunuz. Diğer yandan; aynı atmosfer içerisinde, bilginin, artık belki de en pahalı meta olarak satılabilen ve çoğunlukla güçlü olanın elinde gizli tutulan soyut bir kavram haline gelmesi gibi bir gerçek de mevcut. Bu kontrastı nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Artık herkes sanal ortamda içerik üretebiliyor,ürettiği içeriği para vermeden veya para istemeden paylaşıyor. Bu bence paylaşıma dayalı şeffaf bir dünya düzeni için atılmış önemli bir adım.Fakat tüm bunlara rağmen teknoloji işlerimizi daha kolay, daha hızlı hale getirdiği halde bizler eskiye oranla daha fazla çalışıyoruz.Bunun en önemli nedeni,ekonomik modelde daha fazla üretirken aynı zamanda daha fazla tüketmeye koşullanmış olmamızdan kaynaklanıyor.Ben bu tezatlığın kökeninde bilginin gücünü elinde bulunduranlardan öte ihtiyacımızdan fazlasını tüketen bir sistem yarattığımız gerçeği olduğunu düşünüyorum.

Reklamlar