SANAL MANZARALAR – 2014 / 2015

 

PL aralik 2014 L.pdf

“Birçok farklı dünyalar ve birçok farklı güneşler var. Ancak sadece bir tane dünyamız var. Ama her birimiz farklı dünyalarda yaşıyoruz.’’Dire Straits / Brother’s in Arms

Teknoloji hep mucizelerin beşiği oldu. Bir zamanlar bilimkurgu yazarlarının hayal ettiği şeyleri bugün teknoloji sayesinde gerçeğe dönüştürdük.Bugün çoğumuzun içinde bulunduğu hızlı yaşam temposu, sahip olduğumuz ileri teknoloji ürünü elektronik aletler, zamanımızın çoğunu geçirdiğimiz kapalı mekanlar,bizi doğadan gitgide uzaklaştırıyor.Oysa Teknoloji 19.yüzyıldan bu yana daha fazla boş zaman vaadinde bulunuyor.Fakat insanlar geçmişe oranla daha fazla çalışıyorlar.Teknoloji bize hizmet etmeliydi, ama biz ona hizmet eder olduk.Peki artık daha mı mutluyuz? Diğer insanlarla teknoloji yoluyla bu kadar yakın olmak onlarla gerçekten yakınlaştığımız anlamına mı geliyor?

Geçmişte insanlar birbirlerini ve hikayelerini daha iyi tanıyorlardı.Bugün ise birbirimizin hikayelerini bilmiyoruz. Mcluhan’ ın “evrensel köy” olarak tanımladığı günümüz dünyası internet yoluyla iletişimi anındalık boyutunda yaşarken bilginin de hızlı bir şekilde dünyayı dolaşmasına olanak sağlıyor.

Oysa eskiden bilgi öğrenme,araştırma,deney veya gözlem sonucunda elde edilen gerçeklerin bir bütünüydü.Bu bilgiler kaydedilebilir,görülebilir,tekrar elde edilebilir nitelikteydiler. Günümüzde ise (Postmodern söylemde) artık önemli olan daha doğru bilginin araştırılması değil, bizzat doğruluk kavramının yerinden edilmesi ve işleyiş mekanizmalarının deşifre edilmesidir.Böylece yeni doğruların oluşturulmasından daha çok doğruların çoğaltılması hedeflenir.

Sanal Manzaralar isimli sergim bu bağlamda bilginin kendi doğasından (gerçeklikten) koparılmasını,yeniden üretilmesini ve paylaşıma sokulmasını konu alıyor.Bunu yaparken de geçmişten günümüze bilginin en eski ve kadim sembolu olan ağaç kavramından yararlanıyor.

Eski mitlere baktığımızda ise bilgi ve ilahi aleme ithaf edilen ağaç,tarih boyunca bir çok öğretide evrenin modeli olduğuna inanılmıştır.İlk insanın işlediği günahla (yasak ağaç ve elma) dinin konu aldığı ağaç,ezoterik bilgilere göre alemler arası irtibatı simgelemiştir.Örneğin,İsa’nın çarmıha gerildiği ağacın cenneteki hayat ağacından yapıldığına ve ölüleri diriltme özelliği olduğuna inanılır.Hiristiyanlık’ta ve Musevilik’te asa kutsaldır,çünkü asa,bilgi ağacını temsil etmektedir.Kutsal olduğuna inanılan diğer bir ağaç da Noel ağacıdır.Tevrat’ta bildirildiğine göre Tanrı insanı ve hayat ağacını aynı gün yaratmıştır.

Dante’nin ilahi komedya eserinde değindiği cennetteki ağaç da ters olarak tasvir edilmiştir.Farklı kültürelerde ise hayat ağacı evren ve insan ruhunu temsil eder. Makrokozmos ve mikrokozmos’un bir haritası niteliğindedir. Kabalistlere göre ise hayat ağacı evrenin oluşmasının bir modelidir.Hayat ağacı aynı zamanda bilgelik ağacıdır.

PL aralik 2014 L.pdfİnsanlığın kutsallık atfettiği dağ, taş, ağaç, ateş, su gibi varlıkların içerisinde ağaçların ayrı bir önemi vardır. Ağaç her zaman önde gelen kutsal semboller arasındadır. Çünkü o kökleri ile yere bağlıdır, dalları ile göğe uzanır. Kalıcıdır. Her yıl yapraklarını döküp yeniden yeşererek kendini sayısız kez yeniler. Ölümden sonra hayata yeniden dönüşün sembolüdür.

Türk destanları ağacı ve ormanı kutsallaştıran,gücünü ona duyduğu saygıdan alan destanlarla yazılmıştır.Türk sistemlerinde devlet kuran önderlik eden liderler Tanrı tarafından kut alırlar ve bu kut genellikle ağaç vasıtası ile verildi.Çünkü ağaç,gökleri ve yerleri birleştirip insanoğlunu Tanrı’ya götüren bir aracıdır.Oğuz Kağan ve Bögü Tegin’in eşleri de hayat ağaçlarından doğmuş ve başlarının üzerinde hayat ağacının simgesi olan altın kazık parlamaktadır.

Yakut ve Altay Türkleri’nde yaşam ağacına Dünya Ağacı da denmiştir. Eski Türk geleneğine göre, bu, Dünya’yı ortasından (göbeğinden) öte-âleme ve Demir-Kazık Yıldızı’ na bağlayan, dalları vasıtasıyla şamanlara yeryüzünden yüksek âlemlere yolculuk yapma olanağı sağlayan bir ağaçtır.O tektir,yalnızdır ve kendi başına ayakta durabilir.Onun insanlara değil,insanların ona ihtiyacı vardır.

“Cengiz Han’ın İzinde” adlı belgeselde dört kişilik Kalmuklu bir ailenin Cengiz Han’ın ayak izlerini takip ederken yaşadıkları anlatır.Sahnelerin birinde ağaçlara sarılıp,onları öptükleri,onlarla konuştukları muhteşem sahnede şöyle seslenilinir:

“Duyuyor musunuz ağaçlar fısıldıyor.En tepelerinden bizimle yavaşça konuşurlar. Ama biz onları dinlemeyiz…Binlerce yıldır kulak asmadan yanlarından geçiyoruz. Yine de çok şey gördüler…Bu kabuğun altında cömert bir kalp var,seni seviyorum…Bana deva etme gücü veriyorsun.”

PL aralik 2014 L.pdfHayat Ağacı,Kökleri yerin altından,dalları gökyüzünden ona ulaşır bu nedenle insanoğlunu da yaradana ulaştırdığına inanılır bu yüzden ağaçlara kutsallık atfedilir ama hiç bir zaman tapılmazdı.O sadece dünyanın merkezi evrensel eksen arasında bir bütünlük göstergesi niteliğindeydi.Başka bir ifadeyle o sonsuzluğa giden yoldur.

Şamanlar da bu bağlamda ağacı gökyüzüne ulaşmak için bir merdiven olarak kullanıyorlardı.Buna Demir Ağaç diyorlardı.Şamanist geleneğe göre, Dünya, “Göğün göbeği” ile bu ağaç sayesinde irtibat halinde olup, bu ağaç ile besleniyordu. Anne rahmindeki bir bebek için göbek kordonu nasıl yaşamsal bir öneme sahip bulunuyorsa yeryüzü için de bu irtibat kanalı aynı derecede öneme sahip bulunmaktaydı.

İşte bu kozmik direk Hayat Ağacı’dır. İnsanın yaratılışı da bu merkezde gerçekleşmiştir.

Birçok dinde Tanrı’nın yeryüzündeki tezahürü ağaç şeklindedir. İnsanlar ağaçlara yakın olmaya çalışır. Onlardan dilekler dilerler. Tanrı ile iletişim ağaç yoluyla kurulur. Mitolojik doğum öyküsüyle dünyaya gelen Buda’da bilgelik ağacı altında oturarak aydınlanmıştır.

Eski Çin inanışlarında her kadının içinde bir ağaç bulunduğuna inanılırdı. Çocuklar bu ağaçtan doğarlardı.Avrupa’da da bazı bölgelerde bebekleri ağaçların verdiğine inanılır. Bu yüzden Avrupa’nın birçok yerinde bebek ağaçları vardır.

Kutsal ağaç, devlet ağacı, altın ağaç gibi isimlerle de anılan hayat ağacı, İslâmî devirde ise cennet ağacına dönüşmüştür.Diğer taraftan Osmanlılar ağacı hükümdarlık sembolu ve ata ruhalarının makamı saymaktaydılar.

Hayat Ağacı insanların kaderini de belirler. Osmanlı Türkleri’ne göre ağaçtan her yaprak düştüğünde bir insan ölür. Yaprak düşerken başka bir yaprağa değerse o yaprağın kaderinin bağlı olduğu sağlıklı insanın kulağı çınlar.

Yaygın bir diğer uygulama da her doğan çocuk için bir ağaç dikmektir. Eski dünya insanları her şeyin canlı olduğuna inanırlardı. Ağaçlar da belli bir ruha ve zekâya sahipti. Hatta canlı bir ağacı kesmenin onlara acı vereceğine inanılır ve bazı ağaçların kesilirken ağladıkları ifade edilir. Bazı kültürlerde ağaç kesilmeden önce ona kurbanlar sunulur ve ondan özür dilenirdi.Ölülerin ağaçların altına gömülmesi de aynı kutsallıktan faydalanılmak istenilmesindendir.

Tasavvufta hayat ağacı “alem ağacı” olarak tanımlanmaktadır.Adem,bu alem ağacının yalnızca bir meyvasıdır.Mevlana “Dünya bir ağaçtır, biz onun meyveleriyiz.” derken,Atatürk bir ağacın yerini değiştirmemek için koca bir binayı rayların üzerinde taşıtmış,yeri gelmiş kesilen bir ağaç için oturup saatlerce ağlamıştır.Geçmişten günümüze Ceviz Ağacı Nazım’ın şiirlerine konu olurken,Çınar Ağacı’nı da Osman Bey’den miras olarak hayatımıza girmiştir..Bu yüzden belki Hayat ağacı hem geçmişin,hem de geleceğin simgesidir.Soy Ağacı kavramı da burdan türemiştir.Ağaç kökleriyle atalarını temsil ederken dallarıyla da gelecek nesilleri temsil eder.

Ağaç zaman zaman tabiat olaylarını yönlendirmede bir araç olarak kullanılırken zaman zamanda Tanrı’yla bir iletişim aracı olarak görülmüştür.

PL aralik 2014 L.pdf

Geçmişten günümüze doğaya ve onun en önemli parçası olan ağaca atfedilen anlam teknolojiyle beraber bugün ise yeni bir boyut kazanıyor. Gerçek doğanın yerini almaya başlayan artık hepimizin belleğine kazınmış,hayal ve tasarımdan ibaret bir manzara var.Bu manzara ne Cezanne’ın ne de Pissarro’nun ne de Modern dönem ressamlarının tablolarına benziyor.Bugün içinde bulunduğumuz bu manzara sosyal medya ağlarıyla çevrelenmiş,sürekli paylaşımda bulunmaya bizi davet eden bir dünya.Bugün bizler teknolojiyle doğayı artık sadece değiştirmiyor ona yapay bileşenler de ekliyoruz.Sergimde ağaçları ve doğayı internet ağları ile sarılmış bir şekilde kullanmaya çalışmam, doğadan uzaklaşmamızın ötesinde,sanal dünyalar kurgulamaya çalışmamıza vurgu yapıyor.

“Sanal Manzaralar” bu iki bilgi dünyasının (geçmişteki bilgelik ağacı ile) günümüzdeki internet (sosyal paylaşım ortamını) bir araya getiriyor.Ve belkide artık her anlamıyla şeffaflaşan dünyamızın,paylaşıma sokulmuş olan her görsel ve metinin arkasında aslında görecek ve öğrenecek bir şey bulamadığımız bir “manzara”  olarak ortaya çıktığını anlatmaya çalışıyor.

Bu manzara,dijital dünyanın bize sağladığı sınırsız ve anlık paylaşım olanağıyla her an uçuruma dönüşme tehlikesini de beraberinde getiriyor.Baudrillard’ın deyimiyle “Hayal etmek bile gerekmiyor bugün.Durumumuz belki de gölgesini yitirmiş bir ağaca benziyor..Artık kök salmıyor, ur halini alıyoruz…”

Ali Alışır – 2014

www.alialisir.com  /  ali@alialisir.com

davetiye-1

davetiye-2

alialisirgazeteilan

 

 

Reklamlar