FARMAGAZİN EXCLUSIVE – ROPORTAJ

FARMAGAZİN-ALİ-ALIŞIR-1

“Artık, herhangi bir sırra sahip değiliz”

İçinde bulunduğumuz yüzyılda herkesin birer imgeye dönüşme tehdidiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Ali Alışır, bu durumu hayatın tüm yönleriyle hiçbir sır olmadan sergilenmesi şeklinde niteliyor. “Sanal” kavramını eserlerinin merkezine yerleştiren Alışır, çalışmalarında insanın kendine ve çevresine yabancılaşması sürecini gözler önüne seriyor.

Sanal kavramı yapıtlarınızın merkezini oluşturuyor. Bunu biraz açıklar mısınız?

Yaşadığımız yüzyılda gerçek ile sanal olanın arasındaki fark her gün biraz daha ortadan kalkıyor. Daha şimdiden fotoğrafların ve görüntülerin paylaşımlarının dünyasında yaşıyoruz. Sadece fotoğraflarını gördüğümüz ama hiç gitmediğimiz mekanlar, sadece yazışıp konuştuğumuz ve hiç görüşmediğimiz insanlar hayatımıza bugün gerçeklikten daha fazla egemen… Çalışmalarım insanın bu kendine ve ortamlara yabancılaşma süreçlerini ortaya koymaya çalışıyor.

Özel olarak ürettiğiniz dijital fotoğraflarla toplumsal sorunları irdelerken bireyin durumunu gözler önüne seriyorsunuz. Bu aşamada yarattığınız imge düzenini nasıl tanımlarsınız?

21.yüzyılda hepimizin imgeye dönüşme tehdidiyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. İmgeye dönüşmek demek, gündelik yaşamın olumlu ve olumsuz yönleriyle herhangi bir sır olmadan sergilenmesi demektir. Sürekli iletişim halinde olmak demektir. Bugün teknolojik gelişim ve bunun getirdiği paylaşım dünyası (facebook, twitter, youtube, instagram vs..) bizi birer imgeye dönüşme tehdidi ile karşı karşıya bırakıyor. Dolayısıyla gerçeklik algımız içinde günümüzde saklayabileceğimiz bir şey kalmıyor. Artık, herhangi bir sırra sahip değiliz…

FARMAGAZİN-ALİ-ALIŞIR-2

Vahşi toplum, parçalara ayrılan özne, ruhunu kaybetmiş insan ve yaşam alanları… Çalışmalarınızda bu açılara sizi yönlendiren en önemli faktörler nelerdir?

En önemli faktör medya. Eskiden değer yargılarını ve düşünceleri birbirinden farklı kılan ve uzakta tutmayı başaren mesafe kavramımız vardı ama medya (özellikle sosyal medya) bu mesafeleri ortadan kaldırdı. Bir taraftan karşıt kutuplar ortadan kalkarken bir taraftan da paylaşım dünyası kesin değer yargılarımızın çizgilerini her gün biraz daha silikleştiriyor. Medya bugünkü hızına ve gücüne ulaşmadan önce tarihsel süreçte oluşan ve hazmedilen bilgi yerine bugün yayınlanan -naklen- haberlerler, gerçeklikten çok “filme benzeyen bir şey”i bizlere sunuyor. Gerçek haber ise çoktan paramparça edilmiş ve hiçbir zaman gerçek içeriğini öğrenemeyeceğimiz bir konuma taşınıyor.

Bu süreç günümüzde o kadar hızlı ki algılama ile unutma neredeyse aynı anda gerçekleşiyor. Kavrama yeteneği neredeyse devre dışı bırakılıyor. Bu da tarihsel hafızası gittikçe silikleşen, imaj ve görüntü bombardımanı altında ezilen ve sürekli şimdiyi yaşayan bizleri yaratıyor.

FARMAGAZİN-ALİ-ALIŞIR-3

Sanal Bedenler, Sanal Mekanlar, Sanal Savaşlar… Bu 3 serginizin yer aldığı süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her sergimin başarılı bir şekilde kendi dönemini yansıttığını düşünüyorum. Özellikle Sanal Savaşlar sergimin; Gezi olayları, Suriye sınır tehdidi ve gündeme yönelik sosyal medyada yaşanan tape savaşlarından (ben sosyal medyada yaşanan savaşa “sanal savaşlar” diyorum) çok önce yapılmış olması ve bir nevi bu olayları haber verir nitelikte olması açısından önemli olduğunu söyleyebilirim.

 FARMAGAZİN-ALİ-ALIŞIR-4

Sürecin devamında insanı nasıl bir dünya bekliyor, planladığınız yeni çalışmalarınız var mı?

Şu anda birkaç projeyi aynı anda yürütüyorum. Hangisi yeni sergim için daha öne çıkar bilmiyorum ama şu an Sanal Bedenler serisinin 2.’si ve Sanal Mekanlar & Yapılar serilerinin farklı yorumları üzerine çalışmalar üretiyorum.

Susan Sontag’ın “1839’daki kameranın icadından bu yana fotoğraf ölümle arkadaş oldu” cümlesini nasıl yorumluyorsunuz, “fotoğraf sermaye ile arkadaş olmuş durumda” diye bir yorumunuz da var, bunu biraz açar mısınız?

Şurası kesin ki sanat dünyası artık sanata o eski derin anlamı ve inancı beslemiyor. Artık hem moda hem de sosyetik sanat tabiri ile herkes bir bayağılık içinde sanatçı olmadığını iddia ediyor. (Sanat piyasası dışındaki herkes de sanatçı olduğunu). Bu inançsızlığın arkasında bir Dandy tavır yok. Boşluğa bakan içsel yolculuk yapan bir Buddha yok. Hiçbir şey yok. Bu inançsızlığın arkası sadece sert bir gerçekliği barındırıyor, o da; sanat piyasası ve kapitali.

Bugün sanat yapıtının değeri, içeriğinden çok, sanatçının bağlı olduğu galeri ve koleksiyoncuların yapısıyla belirlenmektedir. Bir eserin diğer sanat eserlerinden daha pahalı ya da düşük değerde olmasının nedeni çok emek harcanmış, kısa ya da uzun sürede üretilmiş olmasıyla ilgili değildir.

Çoğunlukla eserin değeri sanatçının galeri ve sanat kurumlarıyla nasıl markalaştırıldığıyla ilgilidir. Marka ise her zaman satmaktadır. Sanat geçtiğimiz yüzyıla oranla daha fazla gösteriş ve eğlence aracı haline gelmeye başladıkça marka değeri de bir yatırım aracı haline gelmiştir.

Godard, sinema için “entertainment/eğlence” demektedir. Bir zamanlar sanat olan şeyler daha sonra karşımıza “eğlence” olarak çıkmaktadır. Çağdaş sanat da bugün sanat görünümüne sahip bir tür eğlence ve pazarlama aracına dönüşmüştür.

Reklamlar