GERCEKLIGIN OLUMU

alisir-1

..

Tom Cruise’un başrollerde oynadığı Oblivion filmi şöyle bir dialog ile başlar;

“New York,ben doğmadan önce…Sadece fotoğraflarını gördüğüm bir yer…Seni tanıyorum.Ama hiç tanışmadık.Seninleyim ama adını bilmiyorum.Rüya gördüğümü biliyorum ama fazlası gibi geliyor.Sanki bir anı gibi.Nasıl olabilir?”

Tıpkı Oblivion filminde olduğu gibi günümüzde de geçmiş ile gelecek,gerçek ile sanal olanın arasındaki fark ortadan hergün biraz daha kalkıyor.Daha şimdiden fotoğrafların ve görüntülerin paylaşımlarının dünyasında yaşamaktayız.Sadece fotoğraflarını gördüğümüz ama hiç gitmediğimiz mekanlar,sadece yazışıp konuştuğumuz ve hiç görüşmediğimiz insanlar…Sanal olanın içine gömüldükçe hep olduğundan fazlasıyla yaşanıldığı düşünülen anlar,ilkesi ve herhangi bir amacı kalmayan gerçekliği bizlere suni bir şekilde  sunmaya devam ediyor…

Simülasyon olmayan birşeyi varmış gibi göstermek demektir.Günümüz simülasyon çağını yaşamaktadır.Tıpkı günümüz insanın umutsuzluğu ve çaresizliği gibi postmodern dönem de arkasında büyük bir cesedi gizliyor.

Modern dönem,ütopyaları gerçekleştirme arzusuyla yola çıkarken büyük yıkımlar ve savaşlar yaşanmış ve ütopyalara  karşı beklenti ve inanç 21.yy’a girerken ortadan kalkmıştır. Modern dönem sonrası, bu kez ütopyaların gerçekleştirilmesi hedeflenen bir yerden çok  bu kavramın pazarlandığı bir yere dönüşmüştür. Bu sefer iktidarlar demokrasi, toplumlar ise özgürlük maskesi altında ütopyaları pazarlamaktadır. (Her ikisi de bu kavramı günümüzde gösteriye dönüştürmektedir)

Simülasyon evreninde demokrasi ve özgürlüklere yer yoktur. Hiçbir zamanda olmamıştır. Sadece “demokrasi ve özgürlük ötesi” vardır. Yani demokrasi ve özgürlüklerin kendinden geçmiş biçimleri egemendir artık hayatlarımıza. İçerikleri ve amaçları ortadan kalkmıştır.

alisir-2

Zaten çok uzun zamandan beri ideolojiler içeriklerini kaybetmiş bir konumda değil midir? Nerdeyse bir zamanlar birbirinden tamamen faklı olan ideolojiler bugün adeta birbirlerinin görevlerini yerine getirmektedirler.(Bugün sağ düşünce solun, sol düşünce de sağın görevlerini üstlenmiş durumdadır) Modern dönem sonrası hiçbir anlamı olmadığı halde bütün ideolojiler ve kavramlar sanki anlamları varmış gibi hala kendi görevlerini  yapmaya devam etmektedirler.

Sanat da bu değişimden nasibini almaktadır;örneğin,Godard sinema için “entertainment/eğlence” demektedir.Bir zamanlar sanat olan şeyler daha sonra karşımıza “eğlence” olarak çıkmaktadır. Çağdaş sanat da (-özellikle Amerikan sanatı- bugün sanat görünümüne sahip bir tür eğlence ve pazarlama aracına dönüşmüştür(Çağdaş sanat gündelik nesneler ve olaylarla ilgilidir,anlıktır.Çağdaş sanatın içinde yaşadığı dünyayı değiştirme ve dönüştürme arzusu & iddiası yoktur.Onun için dünya, yeniden farklı malzemelerle üretimden ve pazarlamadan başka birşey değildir.)Bir anlamda içeriğini yitirmiş herşey daha sonra toplumsal gerçekliğin görüntüsüne sahip olan bir pazar ve eğlence kültürüne  dönüşmektedir.

Diğer taraftan birçok insanın içten içe çok uzun zamandır farkında olduğu ama dile getiremediği bir konu da gerçekliğin ölümünün ruhen ve bedenen insanları gösteri toplumuna dönüştürmüş olmasıdır. Bu, eski toplumlardaki kurban ediliş ayinlerindeki ritüele benzer bir kutlamayı beraberinde getirmiştir.Fakat insanlar bu sefer gerçekliğin mesajına değil,imgesine bakmaktadır.Yani pek azımızın farkında olduğu bu görsel şölen ve kutlama, körlük sürecini de beraberinde getirmiştir.

Eskiden bakmadan görünen (mitsel,ruhani vs.) dünya günümüzde bakıldığında bile görünmeyen bir dünyayı ortaya çıkartmıştır (21.yy’ın dünyası her bakışı saf dışı bırakmaktadır. Şimdi tartışılması gereken şey yaşanan bu durumun bizlere daha fazla özgürlük biçimi mi yoksa eşi görülmemiş bir teslimiyet boyutu sunup sunmadığıdır.)

Bu yüzden belki de bugün Platon’un mağrasındaki gölgeler artık insanlara ait değildir. Hatta gölgelerin bugün gerçekliği yansıttıkları bile şüphelidir.

Gerçeklik ve ona bağlı olan bütün kök salmış düşünceler  mecazi anlamda ölmüştür ama bu sefer hayatlarımıza gerçekliğin tüm özelliklerine sahip olan gerçekliğin hayaleti hasıl olmuştur. Gerçeklik öldükten sonra bugün elimizde kalan şey belki de sadece gerçekliğin gösterisidir. Yani; imaj, reyting , satış, pazarlama ve performas gibi anlık değerlerdir. Artık doğruluk, yanlışlık, ahlak yada ahlaksızlık gibi kavramların hiçbir önemi kalmamıştır.

alisir-3

Peki,bir toplum yanlış yoldan bile olsa ütopyalarına & amaçlarına ulaşırsa ne olur?

Toplum öyle yada böyle amaçlarına ulaştığında artık yaşama geçirilmesi gereken bir düş,ütopya ortada kalmamaktadır. Yani ya herşeye boşverip  düşlerin devam ettiği yalanını kabul edecek yada daha kişisel ve bireysel ihtiyaçlar için yaşanması söz konusu olacaktır.

İşte,tam olarak bugün bu gerçekleşmektedir.(Belki özgürlükler bir dönem yaşanmış ,ütopyalar birşekilde gerçekleşmiştir.) Ama bugün bizler gerçeklikliği değil,gerçekliğin yokluğunu gizlemeye çalışmaktayız.Hepimiz de farkında olmadan bu gerçekliğin boşluğunu birşeylerle doldurmaya çalışmaktayız. Bunu bir gösteriye ve kutlamaya dönüştürmekteyiz. Ve bugün gerçekliğin ölümünün boşluğunu doldurma oyununu halen sürdürmekteyiz…

Tıpkı Oblivion filmindeki açılış dialoğu gibi; sadece fotoğraflarını gördüğümüz bir yerde,hiç tanımadığımız insanlarla konuşuyoruz;herşeyin gerçek ve akıldışı dışı olduğunu biliyoruz,tıpkı bir anı gibi…ve çok uzaklarda gerçekliğin öldüğünü biliyoruz…

Ali Alışır – 2013

ali@alialisir.com

Reklamlar