CUMHURIYET GAZETESI – ROPORTAJ

0113cumhuriyetpazarsyf7c

 

– Sanal Bedenler ve Sanal Mekanlar sergisinden sonra şimdi de Sanal Savaşlar sergisiyle karşımızdasınız. Nedir sanallıkla ilgili derdiniz?

2009 yılından beri fotoğraf çalışmalarımın merkezini bu kavram oluşturuyor.“Sanal Bedenler” serisiyle başlayan  “Sanal Mekanlar” serisiyle devam eden ve en son açtığım “Sanal Savaşlar” sergisiyle süregelen bir süreç bu benim için. Yaşadığımız yüzyılın tüketim kültürünün bir sonucu olarak “Gerçek”lik kavramının zorunlu bir değişime uğradığını düşünüyorum.İnsanların sosyal ilişkilerinin yerini iletişim ortamlarında geçirdikleri “Sanal” bir ortam aldı.İnsanların gerçek yüzleri gitgide sanal bir dünyaya ait yüzlere dönüşmeye başladı.Asıl ile kopya,gerçek ile görünüş iç içe geçti. Diğer taraftan yaşadığımız çağ dini,siyaseti, ekonomiyi,sosyal ilişkileri,haberi adeta bir  “anlam” bombardımanına boğuyor.Her birey dijital işlemcilerle (network) birbirine bağlanıp bu ortamda bir tür imge aktarıcısına dönüşüyor.Fakat bu trafikte imgeler bireyleri eğitip bilgilendirmiyor.Sadece haberdar olmak için bireylerin büyük bir ağa dönüşmesini sağlıyorlar.

Benim derdim yaşadığımız bu yüzyılda bir imgeden yola çıkıp herhangi bir gerçekliğe ulaşmanın imkansız hale geldiği,tarihsel hafızası gittikçe silikleşen,imaj ve görüntü bombardımanı altında ezilen ve sürekli şimdiyi yaşıyan çağımız insanın,durumunu ve konumunu çalışmalarıma konu edinmek.

– Sanal Savaşlar sergisinin doğuş fikri nedir? Sizi savaşla sanallığı yan yana getirmeye iten neydi?

“Sanal Savaşlar” sergisi uzun zamandan beri beni derinden etkileyen,yaşadığım coğrafyadaki siyasi ve askeri olayların etkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.Ortadoğu’da yaşanan savaşlar ve sınırımıza kadar gelen askeri tehditler beni geçmişten günümüze kadar savaş kavramını sorgulamaya yöneltti.

Artık savaş denince akla ne ağır topçular,ne konvoylar,ne devasa muhabere alanları nede göğüs göğüse savaşan askerler geliyor.Çünkü artık eski geleneksel savaş tekniklerinin içeriklerini ve geçerlilikleri yitirdiğini düşünüyorum.Savaşların önceliği askeri olmaktan öte,komuta kontrol iletişim sistemleriyle (siber savaş),psikolojik operasyonlarla (medyadaki enformasyon akışı) ve kültürel,toplumsal alanlardaki bilgi akışıyla (internet ve multimedya) gerçekleştiriliyor.

Diğer bir taraftan, 21.yüzyılın hızla gelişen teknolojileri bize yeryüzünün en acımasız savaşlarının bile “eğlenceli” olabileceğini gösterdi.Amerika’nın körfez savaşıyla başlattığı 11 Eylül saldırısından sonra Afganistan ve Irak ın işgaliyle devam eden süreçte gelişmiş teknoloji ile önceden belirlenen hedefler vuruldu.Gece yarısı evlerimizde, rahat koltuklarımızda sivillerin bombolanmasını televizyonlarımızdan adeta havai fişek gösterisi veya bir video oyununu izler gibi seyrettik.

Geçmişte de büyük savaşlar, işgaller ve kayıplar olmuştu ama hiçbiri bu denli gösterişli ve eşzamanlı icra edilmemişti. Bu teknolojik savaşı diğerlerinden ayıran en büyük özelliği, eğlence ile savaşın iç içe geçmiş olmasıydı.Ticari platforma taşınan  savaş haberleri medya tarafından eğlenceli ve çekici bir görünümde sunuldu. Yaşanan olaylar 24 saat canlı olarak -reality showları aratmayacak tarzda- tüm dünyada yayınlandı.(Bu noktada çok garip birşey daha oldu; Geçmişten günümüze süre gelen savaşçı ve muhabir kavramları bir anda yer değiştirdi. Yayınlanan görüntülerin çoğunluğu muhabirlerden çok  askerlerin yeleklerine ve zırhlı araçların üzerine yerleştirilmiş kameralardan halka ulaştı. Böylece dünya tarihinde ilk defa izleyici  savaştan önce görüntüyle karşılaştı.)

Kısacası Sanal Savaşlar sergisi geçmişten günümüze önemli olan savaşların korkunç yüzünün günümüzde nasıl steril ve eğlenceli bir konuma taşındığını sanatsal bir eleştiri  olarak ortaya koymayı amaçlıyor.

– Sanal savaşı bir hikaye içerisinde sunuyor işleriniz aynı zamanda. Bu hikayenin kıssadan hissesi nedir?

Yaşadığımız yüzyılda, yüz yüze yapılan savaşlar yerini, arayüzler üzerinden gerçekleşen savaşlara bıraktı. Dijital görüntüler artık yeni savaşların somut kanıtları sayılmaktadırlar.Henüz gerçekleşmemiş bir olay suç,henüz gerçekleşmemiş bir suçta güvenliği tehdit etme bahanisiyle saf dışı edilmeye çalışılmaktadır. Sanal Savaşlar bu yüzden bana göre hiç bitmeyecek gibi gözüküyor. Çünkü günümüzde güvenlik saplantısı adeta kodlanmış bir görüntü silsilesi haline gelmekte.

Bu tür gelişmeler aklıma Fransız düşünür Baudrillard’ın meşhur sözünü getiriyor: “Bir bombanın en tehlikeli anı,onun patlamadığı zamandır”. Şuan dünyanın neresinde olursak olalım dikkat etmemiz gereken tek şey, büyük bir savaşın hiç bir zaman beklediğimiz şekilde gerçekleşmeyeceği gerçeği olabilir. Daha da ötesinde 21. yüzyılın savaşları patlamayan bir bomba gibi hayatımıza şuan zaten egemen.  Ve bu savaş,bugüne kadar gerçekleşmiş birçok savaştan daha tehlikeli gözüküyor…

– Sanalla hayatın içiçe geçtiği bir dünyada yaşıyoruz artık. Irak Savaşı’nda yüzlerce insanın öldürülüşünü evlerimizin güvenlikli duvarları arasından canlı canlı izledik mesela. Şimdi de Suriye’de öldürülen insanları izliyoruz. Bu duruma ne zaman geldik sizce? 

Bunun ilk kırılma noktası hiç şüphesiz Körfez Savaşıdır.Hepimiz önceden belirlenmiş hedeflerin bilgisayar yazılımlarıyla nasıl anında vurulduğunu gördük. Fakat ekranlarımızdan ölen sivilleri,yaralıları,acıları değil, sadece yok edilen hedefleri görüyorduk.Sanki savaş steril bir hale getirilmiş ve herşey televizyondaki bir görüntüden ibaret ve cansızdı.Daha sonra bu görüntülerin eşzamanlı ve üst üste  televizyonlarda  yayınlanmasına, savaş görüntülerinin aralarına reklam alınmasına, reality showlara konu edilmesine tanık olduk. Bunlar bizi yavaş yavaş savaşın o korkunç yüzünden ve gerçeklik kavramından uzaklaştırdı.Acı, yıkıcı etkisini kaybedip, görsel bir şölene, adeta izlencelik bir malzemeye dönüştü. Bugün ise gerçekliğin kapitalizm ve kitle iletişim araçları tarafından emilerek,  başka bir gerçekliğe, dönüştüğü bir noktayı yaşıyoruz.

– Medyanın savaşı “görsel şölen” olarak sunduğu bir yüzyılda izleyiciye nasıl bir rol düşüyor?

İzleyiciler tarafından bakıldığında 21.yüzyılın bu teknolojik savaşları adeta hiç yaşanmamış gibi gözüküyor.Televizyondaki savaş görüntüleri izleyici üzerinde bir uyuşturucu etkisi yaratmış ve televizyon  kapatıldığında sanki savaş bitecekmiş gibi algılanmıştır. Çünkü gerçek savaşlar,hep sanal bir savaşın gölgesinde devam etmiştir.Ülkelerin savaşlarının perde arkasında devam eden bu savaşın gerçek adı “Sermaye Savaşları”dır.Yani gerçek savaş bir paravana dönüşmüştür.Bu bağlamda gerçek savaşların (sanal savaşların)  artık top ve tüfekle yapılmadığını birkez daha belirtebiliriz. Bu savaş oyunu bir metafor olarak var olmuştur.Günümüzde izleyiciye düşen belkide en önemli görev öncelikle bu metoforun farkına varmasıdır.

– Siz de serginizde medyanın “savaş şöleni”nin kat kat ötesini yapıyorsunuz, rengarenk savaş sahneleriyle. Neden bu renk cümbüşünü tercih ettiniz?

Savaşın korkunç yüzünün,21.yüzyılda seyirlik bir savaşa dönüştüğünü düşünüyorum. Bunda hiç şüphesiz televizyon kanalları ve internet yayınlarının gece ateşlenen silah ve atılan bombaları bir havai fişek gösterisini andıran imajlarla yayınlamasının büyük bir etkisi var. Diğer taraftan,bilgisayar oyunları, sinema endüstrisi  ile gerçek savaşların arasında benzerlikleri ortaya koymaya çalışıyorum. Aşırı renkli olmalarının bir nedeni de bu.Çünkü yaşadığımız savaş bizi bir filmin içindeymişiz gibi büyülü bir ortama taşırken diğer bir taraftan gerçekliği ekranın ötesine itiyor.Eğlence ve savaşın iç içe geçtiği medyada savaşın artık  popüler kültürün bir malzemesi haline geldiğini vurgulamak için bu kadar canlı tonları tercih ettiğimi söyleyebilirim.

– İnternet, iletişim sistemleri hayatımızın vazgeçilmezleri arasında yerini aldı çoktan.Orada da bir savaş yaşanıyor. Siber tehditler sizce dünyayı nasıl şekillendiriyor?

Geçmişte fiziksel güvenlik ne kadar önemli idiyse, günümüzde de bilgi güvenliği aynı derecede önemli. Eskiden saldırının geleceği stratejik noktaları hesaplayıp  sağlam bir kale yada sed çekerek güvenliğinizi koruyabilirdiniz. Günümüzde ise bunu yapmanız mümkün değil. Çünkü artık saldırı her an her yerden gelebilir. Tehdidin açık bir “gönderici adresi” de olmayabilir. Örneğin 11 Eylül olayından sonra gördük ki sivil uçaklar bile teroristlerin saldırı aracı olarak birer silaha dönüştürülebiliyor. Dolayısıyla çağımızda bilgi güvenliği çok önemli.( Artık ülkelerin siber orduları var. İsrailin bugün yüzbin siber askeri,Amerika’nın ise yirmibeşbin civarlarında siber askeri olduğunu söyleniyor. Diğer taraftan  Amerika  kendisine yapılmış siber bir saldırıyı gerçek savaş nedeni sayabiliyor.) Belki de şunu asla unutmamak gerekiyor:artık “siber” ve “sanal” kavramları gelecek ile ilgili değiller;”siber saldırı ve tehditler” artık tamamen gerçektir.

– Yaşadığımız bölge itibariyle de savaş hayatımızdan hiç çıkmayan bir gerçek. Yaşananlar sizi nasıl etkiliyor?

Bende herkes gibi gelişmeleri endişe ile izliyorum.Bir sanatçı olarak eleştirilerimi ve öngörülerimi sanatsal olarak ortaya koymaya çalışıyorum. Savaş içinde olan toplumlardan daha kötüsü bence duyarsızlık, pişmanlık üzerine oturmuş olan bir toplumdur. Dolayısıyla öncelikle duyarlı ve ilerde pişman olmayacağımız kararlar alıp, bunların arkasında sabırla durmamız gerektiğini düşünüyorum.

Röportaj : Esra Açıkgöz / Cumhuriyet Gazetesi 2013

www.alialisir.com

ali@alialisir.com

Reklamlar