YAPAYLIGIN CAZIBESI

 

Eskiden büyük ressamlar eserlerini oluştururken doğadan yola çıkarlardı. Romatizm teknik olarak böyle doğmuştu. Lorrain Monet, Manet  çalışmalarında sürekli doğadan yola çıkarak baş yapıtlarını oluşturdular. Bu etki modern dönem ressamları içinde çıkış noktası olmaya devam etti. Cezanne doğayı küplere bölerken Picasso doğayı(aynı zamanda nesnel gerçekliği)  parçaladı. Bu hem forma karşı bir duruş hemde doğa ile bir iş birliğiydi.Büyük yapıtlar doğa ve onun ışığı ile doğdular. Fotoğrafçılar için doğa ve onun kaynağı olan ışık hayatımızda olmasa belkide bugün modern sanattan bahsediyor olamazdık. Fotoğraf ile resim modern dönemin oluşumunu inşaa ederken sürekli doğa ile iş birliği içinde kaldı. Doğa ve ışık sürekli sanatın ham maddesi oldu.

Modern dönem sonrası endüstri ve sanayi devriminin etkileri ile günümüzdeki  teknolojik gelişmeler yapay dünyayı dolayısıyla yapay insanı yarattı. Yapay  dünyada sanat yapıtlarının çıkış noktası artık doğa değildir. Çünkü betimlenmek zorunda olan doğa artık  kalmamıştır.Teknolojik gelişmeler bunu anlamsız kılmıştır.

Modern dönemde doğal ışıktan doğan fotoğraf anlayışı da bugün son bulmuştur.Elektrikli bir dünyada doğal ışıktan geriye elimizde birşey kalmamıştır.Bir dönemler fotoğrafın karanlığın parçası olduğu doğrudur.Ama günümüzde aydınlık ve karanlık sadece birer tele görüntüye dönüşmüştür.(Fotonların arkasında betimlenecek saklı bir karanlık ve giz kalmamıştır.)

Çektiğimiz bütün dijital görüntüler doğanın ne bir  yansıması nede bir akışıdır artık. Her görüntü birer kodlamaya dönüşmüştür. Günümüzde “anlık” negatif ve pozitif görüntünün yerini olağanüstü teknolojik (işlemsel) bir canlılık almıştır.

150 yıllık serüven sonrası fotoğrafı oluşturan ışık artık kara kutusundan çıkmış(camera obscura) elektronik devreler yoluyla sanal mekanlara yolculuk yapmaya başlamıştır. Optik olarak olarak algılanan gerçek dünyamızın gerçekliği bükülmüş ve yerini imajların hakim olduğu sanal bir dünyaya bırakmıştır.

İmajlar dünyasında artık doğaya ihtiyaç yoktur. Dolayısıyla doğal olanada gerek kalmamıştır. Fotoğraf çeken ve çektiren insanların dünyasıda artık “doğal bir an” kalmamıştır.Olanı çekmek ve olunduğu gibi çekilmek nerdeyse olanaksızlaşmıştır. Fotoğraf karesi içindeki herkes ya mutludur yada daha mutlu olmak zorundadır. Bu son derece talihsiz bir durumdur. Çünkü yapay insan hiçbir şeyin doğal olmadığını bilip sanki herşey doğalmış gibi davranmaya devam etmek zorundadır.

Yaşadığımız bu yüzyılda gerçek olmayanın büyüsüne kapılarak fotoğrafın kimyası ile insanlığın kendi kimyası arasındaki bu benzer  değişikliğe sürekli tanıklık etmek durumunda kalıyoruz. Tıpkı dijital teknolojinin en büyük buluşu olan negatifler olmadan görüntülerle oynadığımız gibi bugün yapay olarak yaratılmışın cazibesiyle oynuyoruz.

Yapay olanın cazibesi ile,bir dönemler mısrılıların ölü diriltme seanslarında uyguladığı teknikler gibi geçmişte var olan bütün tarihi olayları ve onu temsil eden ikonları (karakterler) bir bir imaj yoluyla tekrar uyandırma ve canlandırma yoluna gidiyoruz. Kusursuz bir dijital düzenleme ile geçmişe ait parazitli ses bantlarının büyük titizlikle temizliyor , modelleme ve dijital makyaj ile geçmişin büyük liderlerini ve tarihi olayları çağımızda olduğundan daha gerçek bir şekilde tekrar yaratıyor,adeta ölüye hayat veriyoruz.

Belkide klasik anlamayla artık fotoğraf kareleri Susan Sontag’ın dediği gibi  “başka insanların veya şeylerin ölümlülüğüne, çaresizliğine, değişebirliliğine katılmak” zorunda değildir. Bugün fotoğraf (teknolojileri) ölümsüzlüğü imaj yoluyla yaratmakta ve çaresizliğin değişebilirliliği üzerine sürekli teknikler üretmektedir.

Sanat da bu büyük değişimden nasibini almaktadır.Bir zamanlar İzlenimci yada dışavurumcu ressamların fotoğraf makinasının bulunmasına tepki olarak olarak kendi kusurlarını benimsemesi gibi bizlerde bugüne kadar üretilmiş sanat yapıtlarına ve büyüsü bozulmuş doğaya karşı kusursuzluğu yaratmaya calışıyoruz. Dünyayı yapay olarak tekrar yaratma noktasına gidiyoruz.

Büyük ressamlardan günümüze kadar sanat,doğal olan ile öğrenme ve tecrübe etme döneminin sonuna gelirken,bizler yapay olan  ile etkileşimde bulunarak üretme çağına giriyoruz.

Ali Alışır – 2012

www.alialisir.com

ali@alialisir.com

Reklamlar