ALI ALISIR’IN YAPITLARI UZERINE – EYEMAZING

 Ali Alışır EYEMAZING’de…

Dünyanın en önemli  ”Lucie Award” ödüllü fotoğraf dergisi EYEMAZING Ali Alışır’ın çalışmalarına 2011′in bahar ayı sayısında Helmut Newton,Man Ray gibi usta fotoğrafçıların yanında toplam sekiz sayfa ayırdı.Eyemazing baş editör Susan A.Zadeh’in öncülüğünde dünyanın en önemli müze ve kütüphanelerine giren yayınların başında gelmektedir. Aşağda Ali Alışır’ın çalışmalarına yer veren metin Eyemazing Editörü Karl E.Johnson tarafından kaleme alınmıştır.


Ali Alışır Sanal Mekanlar – Eyemazing / Bahar Sayısı 2011

Görsel olarak konuşursak, fotoğraf sanatçısı Ali Alışır’ın biyografisi birçok çarpıcı unsurun bir araya gelmesinden oluşan bir kompozit portre olarak düşünülebilir: İstanbul’da doğmuş ve Yeditepe Üniversitesinde grafik tasarım eğitimi almış; İtalya’da serbest moda fotoğrafçısı olarak çalışmış, ve Floransa’daki Academia Italiana’da yüksek lisans eğitimini tamamlamış; sadece fotoğraf estetiği ve 3 boyutlu animasyon üzerine değil aynı zamanda da fotoğrafçılıkta dijital kurgu üzerine de master yapmış,; Lucia Antonucci ve Roberto Quagli gibi İtalyan moda fotoğrafçıları ve tasarımcıları için, dijital olarak manipüle edilmiş ve ödül kazanmış imajlar üretmiş.

Alışır’ın kompozit portresi bugüne kadar en iyi bilinen çalışması ve sergisi Sanal Bedenler’den daha az katmanlı değil. İnsan vücudunu inceleyen bir dizi imajın yer aldığı Sanal Bedenler’de günümüzdeki tüketim toplumundaki bireyin konumu sorgulanıyor. Şaşırtıcı portrelerinin tam renkli dijital manipülasyonları,izleyicilere sanatçının sözleriyle sistemin “ters yüz edilişini ve transseksüel yapısını” gösteriyor. İzleyiciler kişinin cinsel, siyasi ve dini kimlik duygusunu etkileyen, umutsuzluğa sürükleyici bir haletiruhiyenin çok çarpıcı bir şekilde farkına varıyor.

Alışır’a göre toplumun ters yüz oluşunu ve düşünce kalıplarını manipüle eden araçları her yerde görmek mümkün. Dahası bunlar bedenle ilişkimizi bilinçli olarak işlevselleştiriyor, cinselliği daha önce asla seksle bağdaştırılmamış diyarlara sürüyor, bize kitle iletişim bulgularını temel alan bir politika formu sunuyor ve toplumsal androjenliği “ne olursa kabulümüzdür” mantığında bir değiştirebilirliğe doğru yönlendiriyor. Buradan hareketle Sanal Bedenler klonlanmış bireyleri insan kompozitleri olarak sunuyor. Bu insanlar (kadın-adamlar ve adam-kadınlar ve ‘şey’ler ) asla ne tam erkek ne de tam dişiler. Ve (sanal) gerçekte asla insan oluşlarını kutlamıyorlar. Bilakis, test sonuçlarının, melezleştirme maceralarının ve cinsiyet değiş-tokuşlarının yaşayan birimleri olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Televizyondan emilmiş hassasiyetlerle dolup taşıyorlar ve kontrollü bir anesteziden kaynaklanan bir “uyur- yüzer” hal içinde dolanıyorlar.  Reklam fotoğraflarının insanın aklını başından alan büyüsüne sahip bu büyük beden ve portlerin sunumu izleyicide birçok etki yaratıyor: hipnotik, rahatsız edici, bilgilendirici, ve korkutucu.  Ayrıca, bu kompozit görüntüleriyle fotoğraflar bizlere hem toplumsal ters yüz oluşla hem de bilim kurguyla  aynı derecede boğuşuyor izlenimini veriyor.

Sanal Bedenler’de Ali Alışır görselleştirilen gerçeklikte ve Rönesans’tan  beri kuşaktan kuşağa geçen perspektif duygusundaki bir kırılmayı resmediyor. Son serisi olan Sanal Mekanlar’da ise Alışır, fotoğraf sanatını sadece kendi kendine hizmet etmenin ve algıyı bozmanın çok ötesinde bir yöntemle New Age görsel mantık üzerinde yoğunlaştırıyor: ve fotoğraf sanatınında teknolojinin hızıyla beraber sanal gerçekliğe benzediğinden bahsediyor.Fotoğraf sanatçısının kendi sözleriyle “…olaylar gördüğümüz ve algıladığımızdan öte artık olayların resmedilmesi şeklinde ele alınıacaktır” ve bu noktadan sonra  “gerçek” artık sanıldığı kadar açık seçik bir şey değildir.”

 

Sanal Mekanlar Alışır’ın dünyanın çeşitli noktalarındaki ünlü binaların büyük boy fotoğraflarını çekip savurganca manipüle edilmiş mimari ustalık eylemleri gibi görünüyor. Fotoğraflarda sonsuzluğa kadar üst üste tekrar eden çoğul binalar (veya tek bir kompozit bina) yer alıyor.Bu fotoğraflar aynı zamanda, simplistik yapıdaki Bangladeş Millet Meclisi binasının kendi kendini referans gösteren daireleri ve karelerinin yaratıcısı Louis Kahn’la aynı kulvarda yer alan önsezili bir mimarın durmaksızın değişen hayalleri olarak da görülebilir. İzleyici adeta birbirinin izini süren, birbirini tekrar eden ve kovalayan “durumsal” hayaller deneyimliyor. Diğer taraftan Walter Benjamin’in The Work of Art in the Age of Mechanical Reproduction (1936) başlıklı “Teknoloji Sanatın Yerine Geçiyor” mantığındaki makalesinde yer alan politik nosyonlara göndermede bulunmaksızın- Alışır’ın fotoğrafçılığı kendisinin daha büyük bir ölçekte kavranmasına müsaade ediyor.  Alışır,fotoğrafçılığı kodlama süreçlerinin ve sınırlı mekânlardan sınırsız olanlara doğru bilgi dağıtımının sanatsal bir yorumu olarak görüyor. Burada en çarpıcı olan, fotografik imajların, bilginin heyecan verici nosyonunun tarif ettiği şeyden koparılarak interaktif “sanal” bir mekana doğru yüceltilmesidir.

Alışır’ın 2011 yılı içinde yaptığı bir açıklamadan Sanal Mekanlar’da dile getirdiği söylemin, “sanal” sözcüğünün 18. yüzyılda kullanıldığı şekliyle nesnelerin optik yansımaları olarak özetlenebilecek anlamının genişletilmesiyle açıldığını öğreniyoruz. Daha sonra Alışır zaman içinde ileriye doğru bir koşu tutturuyor. Bugünün imajlarının dünyayı yansıtmaktan daha fazlasını yaptığını ileri sürüyor. Ve bu imajların dijital olarak şarj edilmiş kuvveti sosyal çevremizi ve başkalarıyla ilişki kurma şeklimizi biçimlendirdiğini dile getiriyor. Gayet zekice,  hepimizin hem izleyici hem de iletişim ağının kendisi haline getiridiğinden bahsediyor. Alışır,çalışmalarında  dijital teknoloji becerisi ile desteklenmiş gerçeklikle ilintili her konuya değiniyor.

İlginçtir ki, dijital olarak manipüle edilmiş imajların Alışır’ın vizyonunu ifade etme şekli, fotoğraftan çok dans sanatına yakın duruyor. Dijital fotoğrafçılıkla çalışmaya başlamadan önce Alışır’ın Türkiye’de açtığı ilk sergilerde kendi illüstrasyonlarının yer aldığı dikkate alınırsa, Sanal Mekanlar sanatçının 2011 tarihli açıklamalarındaki kavramsal çalışmaların görsel tahminlerini (ideal illüstrasyonlarını) sunduğu söylenebilir. Bu serideki imajlar, sadece karmaşık (mimari) yapıların adım adım dönüştürülmesinden ibaret değil.Çalışmalardaki tüm imajlar nerdeyse sanal danslara, mimikler halinde bir araya gelen kompozisyonlara dönüşüyorlar. Ele alınan konu ayrıca dijital ritmlerin görsel temsillerinde de dile getiriliyor:”Elektronik devrelerle mekânların bir araya gelişi”; alt başlıkta sanal mekanların, binaların ve bilgi depolarının birbirleriyle etkileşimde olmasına ve birbirlerine bağlanıyor olmasına empatik olarak gönderme yapıyor. Dile getirilen en önemli temel prensiplerden biri de elektronik devreler yoluyla (bilgisayarlar, cep telefonları, internet ve diğer araçlar) aracılığıyla ölçülemez bir mekânda birbirimizle nasıl bağlantı kurduğumuz. Alışır sanal ticaretin, dosya eklentilerinin, ve kurulu erişimlerin asla son bulmadığı bu alana “yerçekimsiz interaktif alan” adını veriyor.Bu yerçekimsiz alana,elektronik devreler aracılığıyla sörf yapan ama aslında bu akışta sörf yapıyor olmaktan çok suyun yüzeyinde duruyor gibi görünen ve hiçbir devinimi olmayan,kendini yabancılaşmış gibi hisseden  bir insan psikolojisinin olumsuz yönlerinin bir delili olarak da bakabiliriz. Sanal Mekânlar sanatsal olarak oldukça etkileyici ve merak uyandıran bir proje.Yüklü miktarda güncelelenen ve yer değiştiren  bilginin,  hareketsiz yapılarla bütünleşmesini, “dans benzeri” mimiklerine indirgenmesini ve bunun teknolojik etkilerini irdeliyor.

Alışır’ın Sanal Mekanlar serisindeki imajlar göz kamaştırıyor. Örneğin, bir nehir boyunca uzanan siyah-beyaz bir kent manzarasında izleyicinin gözüne bu görkemli şehrin içlerine girmenin yolu açılmamış olsa da fotoğrafın gelen aura’sı oldukça davetkâr. Öte yandan, daha yakından incelendiğinde, binaların karmaşası –kuvars benzeri yapılarla dolu gümüşsü bir tarla- mimari ile tüm fiziksel temasın önünü kesiyor. Kent manzarası elektronik devre şemalarının ve anakart yakın planlarının üst üste ve birbiriyle örtüşür şekilde resmedildiği gri tonlu kompozit bir imaja dönüşüyor. Tüm bunların içinde ve ötesinde, tek başına kalmış su kulesi, su kemeri veya bir kilise veya cami olduğu tahmin edilebilecek bir noktada bulanık  kentsel detayları  güçlükle ayırt ediyoruz. Adeta bir mücevher kılığına girmiş bir şehir görüyoruz; dikey formları (sanal) bağlantılar olan ve için gösteren yanardöner elektronik duvarları karşısında huşu içinde bakakalıyoruz.

Sanal Mekanlar‘da projesinde  sunulan, nerede başlayıp tam olarak nerede bittiğini (soldan sağa, yukarıdan aşağıya) bilemediğimiz bir binanın  yüzeyinden bir parça gözüküyor.Yapı son dönem Gotik unsurları içeriyor ve gizemini koruyor. Göz, geçmişten günümüze,çalışmalarda belirtilen bütün detayların yapıların üzerinde  kendilerini nasıl bukadar canlı ortaya koyduklarını görünce hayrete düşüyor. Şeffaf devre şeması ve öne çıkan mimari detaylar arka arkaya adeta gerçeğe dönüşüyorlar; sanal bağlantıların izlenmesi için var olan araçları dönüşümlü olarak kamufle ediyorlar. Ve burada iki katmanlı bir an deneyimliyoruz.Bir alan tarihi şekiller ve renklerden oluşan aktif bir kızartıya dönüşürken diğer bir taraftan da kabartma taş işlemeli bir yapı  halini alıyor; belkide bu yapılar (portallar) eski olandan yeni olana geçiş yapmamıza olanak sağlayan, perspektifler çatışmasına vurgu yapılmış  bir an. Geriye dönük perspektifle merkezi perspektifin karşılaştığı bir çatışma bu: Bizans perspektifiyle klasik gözetleme noktasının karşılaşması. Vals yapar gibi, elektronik devre şeması ve 12.-17. yüzyıllara dayanan mimarı gelişigüzel bir şekilde birbiriyle sarmaş dolaş olmuş; ve geçişte bağlanabilirliğe övgü yağdıran bir seyirlik yaratıyorlar.

En güçlü dikey fotoğraf serilerinin birinde şiddetli bir şekilde şematize edilmiş bir gökdelen köşesi yer alıyor. O devasa boyutuna rağmen bina zarif ama hareketli form halini koruyor. Sanki bir limana yanaşan veya limandan kalkan bir transatlantik gibi…Sayısız katının çoğul bir şekilde ortaya konması karşımıza merak uyandıran bir imaj çıkartıyor.Katlar görsel katmanlar olarak binanın her iki tarafından uzanıyor ve adeta diklemesine duran azman bir kırkayağın yaratılışını çağrıştırıyor. Yapı,günümüzde bilgi transferlerinin akışının çevik görünümünü sembolize ediyor.Yapının “sanal olma hali”; ve  katlar halinde olan kırkayakımsı yapısı,bize günümüzde bilginin “gönder-al” sistemi içerisinde bir noktadan diğerine nasıl vahşice dağıldığını gösteriyor.Yapı içinde gezerken gerçeği tarif eden ve mesafelere, miktarlara ve kendi kendisine kayıtsız kalan veri aktarıcılarını düşlüyoruz. Yine dikeyde, Berlin Katedraliyle güçlü bir benzerlik gösteren bir binanın kubbesini görüyoruz. Almanya’daki asıl katedralin ve bu kilise benzeri yapının görüldüğü diğer tüm örneklerin aksine, Alışır’ın bu binayı dijital olarak dönüştürmesiyle ortaya işletim yöntemlerinin, bilgi alışverişinin ve network temsillerinin şenlik ateşinin küllerinden yükselen bambaşka bir yapı çıkartıyor. Bina, hiç hareket etmeksizin, adeta bir açık hava devre şeması tsunamisine dönüşüyor.

Sanal Bedenler’den Sanal Mekanlar’a Ali Alışır’ın diijtal fotoğrafçılığı sanatsal ve teknolojik pratiklerin içsel keşfini yapmaya devam ediyor.“Sırada ne var?” sorusunu asla telkin etmiyor, çünkü izleyenlere keşfe ve tanımaya kendi kendilerine devam etmeleri için yeterince (sanatsal) bilgi sunuyor. Alışır bugünün gerçekliğinde çok şeyin değiştiğinin ve değişmeye de devam ettiğinin altını çiziyor. En gelişmiş düşünce süreçlerinin içinden de olsa veya en basit insan ihtiyaçlarını karşılarken bile, Alışır bize sakin bir tonla neyi kabul etmek zorunda olduğumuzu anlatıyor. “Artık bir yere gitmek veya insanlarla iletişim kurmak için bildiğimiz zaman  ve mekân kavramlarını kullanmıyoruz”.

Karl E.Johnson

www.alialisir.com

ali@alialisir.com

Reklamlar