ART UNLIMITED DERGISI-ROPORTAJ

 

Akademisyen ve çağdaş fotoğraf sanatçısı Ali Alışır’la çalışmaları, üretim süreci ve sergisi üzerine detaylı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Yeditepe Üniversitesinde grafik eğitimi ardından Academia Italiana’da fotoğraf eğitimi almışsınız. Grafiğin fotoğraf ile yakından bir ilişkisi olsa da, fotoğrafı iletişim aracı olarak seçme süreciniz nasıl gelişti?

Ali Alışır: Grafik eğitimine başlamadan önce uzun bir süredir zaten resim yapıyordum. Yeditepe Üniversitesini başarı bursu ile kazandığım yıl Güzel Sanatlar Fakültesi Büyükada’daydı. Eğitim aldığımız ortam hem ada gibi büyüleyici bir yerde,hem de akademik kadro açısından bizim için bulunmaz bir şanstı.Üniversitedeyken birçok sergiyi gezme ve plastik sanatlar alanında yazılmış yayınları okuma şansım oldu.Yapmayı düşündüğünüz birçok şeyin daha önceden yapılmış ve söylenmiş olduğunu gördüm. Sizden daha önce herşey başkaları tarafından ya yapılmış yada bir şekilde söylenmişti. Ben sanatın ve sanatçı sayısının bukadar arttığı bir dönemde  “sanat” adına farklı birşeyler üretmek ve kendimi en doğru şekilde ifade etmenin yollarını aradım. Bu noktada çalışmalarımın grafik eğitimiyle değil de kişisel bir seçimle fotoğrafa yöneldiğini söyleyebilirim.

Okuldan mezun olduktan sonra Türkiyede’ki şartların genç sanatçılar için para kazanmak ve yaşamak adına zor olduğunu düşündüğüm bir sıra İtalya’ya gitme kararı aldım.Bu aynı zamanda bana resim yapmanın da yetmediği bir dönemdi.Çünkü dijital teknolojinin gelişmeye başladığı ve dünyanın dijital olarak çok hızlı bir devrime tanıklık yapacağı bir dönemi klasik yöntemlere bağlı olarak geçirmek istemiyordum.İşte tam bu noktada Accademia Italiana’da fotoğraf eğitimi alma fırsatını yakaladım.İtalya’da yaşarken hem moda sektöründe çalıştım,hem de sanatsal çalışmalarımı üretebildim. Bu noktada İtalya’da okulda aldığım eğitimden çok ordaki yaşamın beni derinden etkilediğini söyleyebilirim. Bugün arkama dönüp baktığım zaman oluşturuduğum bütün çalışmalarda bu disiplinlerin izleri olduğunu görebilirsiniz.Resim kökenli olmam,grafik eğitimimi moda fotoğrafı ile birleştimem, mimariye ve teknolojiye karşı duyduğum ilgi bana bugün bu çalışmaları yapmamda büyük katkı sağladığını düşünüyorum.

Fotoğraf sanatını ele alış yönteminiz de anı durdurmak olmadığını görüyoruz, kurgu üzerine yoğunlaşmanız sebebi nedir?

Ali Alışır: Teknoloji çok hızlı ilerliyor.Ve biz görüntülerle uğraşan sanatçılar malzemesi teknoloji olan bir sanatla işler üretiyoruz.Bir sanatçı olarak amacım fotoğraf çekmekten çok etrafımı incelemek ve anlamaya çalışmak.Fotoğraf sadece yaratıcı bir fikre hizmet ettiği sürece işlerimin içinde yer alıyor.Ayrıca fotoğraf sanatının geçtiğimiz yüzyıl içinde fazlasıyla “anı yakalama” ve ”belgeleme” görevini yerine getirdiğini düşünüyorum.Artık gerçek anlamda “fotoğraf sanatın”dan bahsedebileceğimiz bir dönemdeyiz.Çünkü yeni dünya düzeninin savaşı artık belgelerle değil görüntülerle gerçekleşmektedir.

İmgelerden oluşan bu görüntü bombardımanı hepimizin zihinlerinde isteklere cevap veremeyen sonsuz bir şimdi yaratıyor.Görmek istemediklerimizi bize gösterir hale getirirken toplumsal bir yabancılaşmaya maruz bırakıyor.İmgeler yapay bir dünyadan hareket edilerek kendi gerçeğini yeniden üretir hale geliyor.Bu yüzden yaşadığımız çağ bilginin değil görüntülerin-anlık- egemen olduğu bir çağ haline gelmekte.Hatta bu hiç şüphesiz bugün kitle iletişim araçlarının gücünü elinde tutan siyasi iktidarların elinde bir tür silaha dönüşmüş durumda.Benim eleştirilerim fotoğraf yoluyla bu görüntü çağını ve düzenini sorgulamak, bireyin içinde bulunduğu bu ortamı gözler önüne sermek ve eleştiriler getirmek.Ve bunu fotoğraf diliyle anlatmaya çalışıyorum.

Kurgusal diliniz uslupsal bir dile dönüşmüş kanısındayım. Yanılıyor muyum?

Ali Alışır: Evet bu doğru.Belli kavramlardan yola çıkarak dijital fotoğrafı kullanıyorum. Amacım fotoğrafı bir ana hapsetmekten öte belli disiplinler içinde o anları ve mekanları yeniden kurgulamak.Bunu yaparken de belirlediğim konular üzerinden çağımızın yapısıyla ilgili eleştiriler getirmek.Bu bağlamda çağımızın en güncel malzemesini kullanmayı tercih ediyorum.Sanat tarihinede baktığınızda bütün sanat akımlarının ve büyük değişimlerin hep yenilikçi tavırla olduğunu görürsünüz.Bende bugün geleneksel teknikleri kullanarak resim yapmak yerine günümüzün en güncel malzemesini kullanarak ışıkla resim yapmayı tercih ediyorum…

Üzerinde durduğunuz “ Sanal ” kavramı! Bu kavramın işlerinizdeki boyutundan behsedebilirmiyiz?

Ali Alışır: 2009 yılından beri fotoğraf çalışmalarımın merkezini bu kavram oluşturuyor. “Sanal Bedenler” serisiyle başlayan şuan ise “Sanal Mekanlar” sergisiyle devam eden bir süreç bu benim için.

Bence günümüz şimdiden bilimkurgu filmleri aratmayacak bir teknolojiye sahip.En basitinden mekan ve hız algımız bugün kökten değişti.Artık bir “yer”e gitmek,”biri”leriyle etkileşim kurmak için bildiğimiz zaman boyutunu hesaplamıyoruz.Çektiğimiz yada paylaştığımız görüntüler (internet,e-posta,multimedya mesajları ile) anında dünyayı dolaşıyor,başka insanlarla etkileşime giriyor,haber oluyor, yaşam tarzımızı, modayı, ekonomiyi,siyaseti belirliyor.İnsanların sosyal ilişkilerinin yerini ise günümüzde iletişim ortamlarında geçirdikleri “Sanal” bir ortam aldı.Gerçek yüzlerimiz gitgide sanal bir dünyaya ait yüzlere dönüşmeye başladı.Asıl ile kopya,gerçek ile görünüş iç içe geçti.

Diğer taraftan yaşadığımız çağ dini, siyaseti, ekonomiyi, sosyal ilişkileri, haberi adeta bir  “anlam” bombardımanına boğuyor. Her birey dijital işlemcilerle (network) birbirine bağlanıp bu ortamda bir tür imge aktarıcısına dönüşüyor.Fakat bu trafikte imgeler bireyleri eğitip bilgilendirmiyor.Sadece haberdar olmak için bireylerin büyük bir ağa dönüşmesini sağlıyorlar.Bizler bugün iş yerlerimizde,evlerimizde yada gündelik hayatlarımızda bilgisayarsız veya cep telefonsuz bir dünyanın varlığını artık bilmiyoruz.Gündelik hayatta ekran başındaki bendenlerimiz işlevsiz bir hale gelirken,gerçek benliklerimizin nerdeyse tamamen işlevsel bir basitliğe indirgeniyor.

Kitle iletişim araçlarının etkisiyle gerçeklik de günümüzde yapay olarak tekrar üretilir hale geliyor. Televizyondaki olaylar,olay tasviri ile aynı şeylermiş gibi ele alınmaktadırlar.Kısaca haberler ve içerikleri de manipüle edilmektedir.Günümüzde bu imgelerden yola çıkıp herhangi bir gerçekliğe ulaşmak imkansız hale geliyor. İşte ben tarihsel hafızası gittikçe silikleşen,imaj ve görüntü bombardımanı altında ezilen ve sürekli şimdiyi yaşıyan çağımız insanın,durumunu ve konumunu çalışmalarıma konu ediniyorum.

Sanal Mekanlar isimli serginizin metnini okudum, bana göre açıklayıcı bir metin, kavramlarıyla örtüşüyor. Açabilirmisiniz ?

Ali Alışır: Günümüzde mekan kavramı artık dört duvardan ibaret değil.İnternetin ve siber ortamın gelişmesiyle beraber insanlar oldukları yerden artık bambaşka yerlere gidip seyahatler yapabiliyor,farklı bilgilere sahip olabiliyor yada yeni insanlarla tanışıp farklı anlanlarda ticaret yapabiliyor.Bütün bu oluşumlar aslında bir dizi elektirik yükünün elektronik devreler yoluyla ağlar üzerinden seyahatiyle mümkün oluyor.Ve bugün hepimiz biribirimize bu ara yüzler ve ağlar yardımıyla bağlanıyoruz.(Cep telefonları, tabletler,bilgisayar vs..) Email ve multimedya mesajları ve sosyal paylaşım siteleriyle dünyanın neresinde olursak olalım herşekilde habere bilgiye ve birbirimize anında ulaşabiliyoruz. Burda önemli bir devrimden ve değişimden söz ediyoruz. Bilgiler,görüntüler,sesler artık fiziki bir ortama ihtiyaç duymadan dünyayı dolaşıyor. Yani tam anlamıyla bir mekan çözülmesi yaşıyoruz. Teknoloji’nin Rönesans’ı artık Sanal bir ortamda oluşturuluyor.

Bu yüzden bende “Sanal Mekanlar” projemi rönesans ve ortaçağın fiziki etkenlerle üretilmiş ağır kasvetli yapılarının üzerine bu arayüzleri (elektronik devreleri ve chipleri) kullanarak kurguladım.Bu mekanlar uzaktan bakıldığında sanki görüntü çözülüyormuş etkisi yaratırken,yaklaştığınızda görüntülerin birer bilgi bütünü olduğunu kavramamızı hedefliyor.(Elektronik devrelerin üzerindeki 1-0-1-0 kodlamaları) Bugün ne ironiktir ki dijital fotoğrafı oluşturan etken de artık görüntü değil,bilgi bütünüdür.Bütün bu projeye fiziki mekanında zihnen uzaklaşan bizlerin, sayısal teknolojiyle kuşatılıp,sonsuz görüntü ve bilgi bombardımanına maruz kalmasının sanatsal bir eleştirisi olarakta bakabiliriz.

Sanal Bedenler isimli serginize dair yazmış olduğunuz metinde geçen ; “Tüketim toplumu – yeni cinsellik” kavramlarına şuan ki bakışınız nedir?.

Ali Alışır: 2009 yılında açmış olduğum “Sanal Bedenler” isimli sergim,tüketim toplumunundaki bedenin ve bireyin konumunu sorgulamayı amaçlıyordu.Çok sık kitle iletişim arçalarını takip eden biri değilim.Ama bir sanatçı olarak baktığımda toplumda bunun büyük etkilerini görüyorum.Eskiden “tehlikeli kitle” olarak adlandırdığımız bir gücün artık kalmadığını adeta büyük bir çoğunluğun toplumsal bir tepkisizliğe doğru itildiğini hissediyorum.”Üretime” dayalı gerçek ekonomi yerine sanal ekonominin seyrine tutsak olan bizlerin (hem siyasi,hem dinsel vs..) zihinsel olarak “travesti”leştiğini düşünüyorum. “Sanal Bedenler” isimli sergim bu eleştirileri ortaya koymak için kurgulanmış bir projeydi.

Ayrıca günümüzde cinsellik kavramının artık sadece cinsellikte değil, başka birçok alanda karşımıza çıktığını düşünüyorum (medyada,reality showlarda,haber bültenlerinde,sinemada, edebiyatta) Bu aklıma  Roland Barthes sözünü getiriyor; Roland Barthes “Amerika’da cinsel ilişki dışında her yerde cinsellikle karşılaşabilirsiniz,” diyordu.Şuanda bu sözün hala geçerli  olduğunu düşünüyorum.

Giorgio Armani , Salvatore Ferragamo gibi markalarla çalışmışsınız, sizin için nasıl bir dönemdi?

Ali Alışır: Bu markalar ve bu markaların sanat yönetmenleriyle çalışmak benim için oldukça önemli bir deneyimdi.Bu deneyimler sanata ve yaşama farklı yönleriyle bakmama olanak sağladı.Bu bağlamda modern dünyanın özünün reklamcılık ve markalaşma olduğunu gördüm. İtalyada moda sektöründe kısa bir sürede olsa yer almamın nedeni eleştirilerimi ortaya koyarken bu alanı yakından tanımaktı. Günümüzde reklamlara damgasını vuran,göz boyayan ve eleştirdiğimiz bütün bu imajların aslında uzun zamandır sanat dünyasını da istila etmiş olduğunu gördüm.

“Günümüzde reklamlara damgasını vuran, göz boyayan ve eleştirdiğimiz bütün bu imajların aslında uzun zamandır sanat dünyasını da istila etmiş olduğunu gördüm.” Bu cümlenizi örneklerle detaylandırabilir misiniz? Yanlışanlamadıysam sanatı pazarlamadan bahsediyorsunuz.

Ali Alışır:Bu kırılma ilk Pop Art ve Andy Warhol ile başlamıştır.Bu aslında hala tartışılan bir noktadır.Warhol piyasaya mı oynadı yoksa ütopyası elinden alınmış sanatın hesabını mı kapattı bilinmiyor.Aklıma bu soru Warhol’un şu meşhur sözünü getiriyor: “Ben her düzeyde çalışırım:sanat,ticaret,reklam..” “Ben işlemselliğin kendisiyim!”diyor.Apaçık bu sözleriyle hem hayatı hemde  sistemi bir yönden onaylıyor.Andy Warhol sanatın bir meta olarak pazarlanmasına ve piyasasına karşı olmadığını birçok kereler söylemiştir.Başka bir açıdan bakarsak belki bizi sanat üretme kaygısından da kurtardığını da düşünebiliriz.

Fakat bugün yaşadığımız hayata baktığım zaman ben her şeyin kendini sürekli göstermek istediğini görüyorum.Sanki herşey görüntülenmek,okunmak ve kaydedilmek için var.Bu tarihin hiçbir noktasında görülmemiş bir imge ve imaj bolluğunu beraberinde getiriyor. Günümüzde sanat bu imge ve imaj bolluğunu imal etmekten başka birşey yapmıyor.Bunlar kesinlikle hayatımızda iz bırakmayan anlık parlayıp sönen moda ve reklam imajlarından ve imgelerinden farksızlar.

Örneğin günümüz sinemasında filmlerde de rahatsız edici bir kusursuzluk söz konusu olduğunu görüyoruz.Herşey olduğundan daha gerçek görünüyor.Filmlerdeki bütün gerekesiz yansımalar ve fazlalıklar adeta mükemmel bir şekilde temizlenmiş durumda.Özellike tarih içerikli filmlerde (braveheart,gladyatör,pearl harbor vb.)  efektler yardımıyla bütün sahneler görkemli bir şekilde parıldıyor ve bizi içine çekiyor.Yapay dokulardan yola çıkarak oluşturulan bu sahnelerde artık gerçeklik kaybolmuş durumdadır.Bu sinemanında diğer sanat dallarında olduğu gibi tarihle ilişkisinin koptuğunu bize gösteriyor.Yapay gerçeklikten yola çıkılarak üretilmiş bu imajların bugün sanat dahil hayatımızın her alanını istila etmiş olduğunu düşünüyorum.

Barbara Kruger ve Jenny Holzer gibi sanatçıların medyayı ve politikalarını eleştirirken onların imajlarından yararlanıp işler üretmelerini de çelişkili buluyorum…

İtalya’ da üretiyor olmak ve Türkiye’de üretiyor olmanın farklılıkları ve benzerlikleri nelerdir?

Ali Alışır: Bugün ister Türkiye ister İtalya olsun dünyanın herhangi bir yerinde genç sanatçı olmak demek peşinden zorluklarla geçecek bir gençliği kabul etmek anlamına geliyor.Alınamayan vizeler, ödenemeyen kiralar,tutucu mahalle baskısı,yardım eli olmayan devlet,ne iş yaptığını anlamayan çevre ve aileler.Sanatçı olmak herşeyden önce usta bir sihirbaz gibi bu zorlukların arasından sıyrılmak anlamına geliyor. İtalya’da da hiçbirşey kolay olmuyor.Büyük sınavlardan ve aşamalardan geçiyorsunuz.Tek farkla; gerçekten iyiyseniz,değeriniz bilinip bir yerlere taşınıyorsunuz.Gider gitmez ordaki kültür sizi içine alıyor. Sonuçta dünyada Rönesans’ı yaratmış,sanata inanılmaz paralar harcamış bir ülkeye birşeyler yaşamaya ve üretmeye gittiyeseniz,bu farkı birşekilde hissederek yaşıyorsunuz…

Sanal Bedenler  konseptinizden Sanal Mekanlar konseptinize geçerken uğradığınız keskin değişim süreciniz nasıl gerçekleşti? İzleyiciyi soru işaretleriyle karşısında tutan, şaşırtan portrelerden, bugünkü görselliğinize nasıl vardınız?

Ali Alışır: Sanat yapıtlarına ve üretim süreçlerine biçim olarak değil fikir olarak bakıyorum.Bir fikri anlatmam için hangi yol ve teknik uygunsa onu seçiyorum.Bu bağlamda ne kadar fazla tekniğiniz varsa o kadar az korkunuz oluyor.Çalışmalarımın omurgasını fiziki benzerliklerden çok kavramsal yönleriyle oluşturmayı tercih ediyorum diyebilirim. Tarz dediğimiz şeye de böyle bakıyorum.Neyi fotoğrafladığınızdan çok neyi vurgulamak için fotoğraf dilini kullandığınız bence çok daha önemli.

Son çalışmalarınızda dinsel ve mitolojik motifler var bu bansettiğim ögeler aslında çok renkli olmaya müsaitken sizin çalışmalarınızda monokrom bir dünyaya hapsedilmişler. Bu tür bir yönelim nasıl gelişti?

Ali Alışır: Bu tamamen bir yanılsama aslında.Gördükleriniz dinsel ve mitolojik motifler değil, gördükleriniz mekanların orjinalinde zaten var olan motifler.Bunların hiçbirine müdahalede bulunmadım.Hatta özellikle korumaya çalıştım diyebilirim.Ama mekanların üzerlerinde kullandığım elektronik devreler ve mikrochiplerin fotoğrafları uzaktan bakıldığında bir motif havasında algılanıyor.Oysa fotoğrafın bütünü bilgilerden oluşuyor.

Akademisyen ve çağdaş fotoğraf sanatcısı kimliğinizle çalışma sisteminizi merak ediyorum.

Üretmeye başlamadan önce çok fazla sergi gezip,dünyadaki çağdaş sanatçıların işlerini takip etmeye çalışıyorum.Bunlar bana gerçekten farklı bakış açısı kazandırıyor.Ama bu dediğim gibi sürekli yaptığım birşey değil,sadece üretim aşamalarında sıkça başvurduğum bir yöntem. Son zamanlarda en dikkat ettiğim şey sadece üretmeye ve yaratmaya hazır olup olmadığım. Bunu kendime çok sık soruyorum.Aksi takdirde boşa emek harcayacağımı biliyorum.Elbette profosyonel bir proje içinde yer alıyorsanız detayları sizin için düşünen bir ekiple  çalışıyor oluyorsunuz ve böylece herzaman doğru olanı ortaya koymak için kendinizi hazır hissediyorsunuz. Ama eğer çok kişisel çalışmalar üretiyorsanız doğruyu oldukça zor aşamalardan geçerek bulabiliyorsunuz.Burda yaşadıklarınızın da çok katkısı oluyor işlerinize;ilişkileriniz,yeni tanıştığınız insanlar,okuduklarınız veya seyrettikleriniz,iyi ve kötü anlarınız hepsi işlerinizi bir şekilde etkiliyor…Ben yaratıcılığın böyle durumlarda daha fazla yüzeye çıktığına inanıyorum.Bugün bu dijital işleri üretimemin temel nedeni,sanatı yaşayan ve değişen bir unsur olarak kabul etmem ve düşüncemin akışını planlı değil, tamamen serbest bırakmamdan kaynaklandığını söyleyebilirim.

Asıl olarak nelerden beslendiğinizi sormak istiyorum. Kaynaklarınız nelerdir?

Ali Alışır: Sanatçı olarak hayata dair öğrendiğim en önemli şey; başarılı olmak için çok çalışmak yada okumak değil.Tam tersine hayata olabildiğince daha fazla dahil olmaktır. Bu bağlamada; sanatın asıl esin kaynakları,yalnız sanat tarihi veya dev ressamların binlerce resmi değil,bütün diğer sanat dallarının bize getirdikleri olduğuna inanıyorum. İşte bu yüzden bende esin kaynaklarımı sinemadan,resimden,müzikten,yazılardan, kafelerde yapılan hoş sohbetlerden,yeni ilişkilerden yani hayatın içinden alıyorum ve hepsinden ayrı ayrı besleniyorum. Bu yüzden yaşamakta olduğumuz hayat yaptığım işlerden daha fazla önemli benim için.Diğer taraftan teknolojiyi, siyaseti, sosyolojik olayları sürekli takip etmeye çalışıyorum.

Mekanların ruhu hakkında ne düşünüyorsunuz? Mekanlarınızı seçerken onlara ne kadar ne katacağınızı önceden hissediyor musunuz?

Ali Alışır: Öncelikle mekan kavramının değiştiğini düşünüyorum.Mekanın en belirleyici özelliği olan “içerisi” ve “dışarısı” da gittikçe silikleşmeye başladı.Kent ve metropol kavramı da böyle bir değişime uğradı.Bugünün telekomikasyon anlayışyla (ağ bağlantıları ve internet ile) mekan,kent ve metropoller artık her yerdedir.Yerel bütünlükleri parçalanmıştır.Ruhu olmayan bir yer haline gelmiştir.Mekanları seçerken tarihi özelliklerine önemle dikkat ettim,amacım tarihin en eski ve yeni noktasını bir araya getirmekti. Görüntüsünü işlediğim bu mekanlar insanların fiziki imkanları kullanmadan yolculuk edebildiği “sanal mekanlar”a dönüştü.

Çalışmaşarınızı yakından inceleyebilme fırsatım oldu. Art On Gallery de ki serginizde , sanal mekanlar başlığına dahil ettiğiniz çalışmalarınızın bir kısmında boyayla müdahaleniz var. Buna neden ihtiyaç duydunuz?

Ali Alışır: Çalışmalara herhangi bir boya yada pentür olarak müdahelem yok.Gördüğünüz çalışmaların hepsi  dijital olarak işlenmiş ve basılmış işler.Oldukça iyi işlenmiş olmaları bu optik yanılsamayı yaratıyor olabilir.Prodüksiyon anlamında işlerin üretim esnasında gerekli gördüğüm noktalara fotoğraf ile dijital müdahalelerde bulunuyorum okadar.

Dijital Fotoğraf Sanatı’nın geldiği noktadan bahsedebilir misiniz? Türk sanat ortamında dijital sanat üretimlerinin nasıl bir yeri var?

Ali Alışır: Fotoğrafın bir zamanlar “gerçek” dünyayı yansıttığı ve mutlak güvenilir görüntü verdiği düşünülüyordu.Dijital fotoğrafın ve imajların ortaya çıkmasıyla beraber bu kesinlikler bugün tekrar sorgulanmaya başlandı.Artık günümüzde naif gerçekliğe kanmamamız konusunda sürekli uyarılmaktayız. Fotoğraf sonrası dönemde elektronik ve dijital teknolojilerle imaj yaratımında adeta sınırsız özgürlük ve esneklik çağını yaşıyoruz. Post Dijital Dönem olarak adlandırabileceğimiz bu dönemde imajlar işlenip,kaydedilip anında da yer değiştirebiliyor.

Dünya’nın birçok yerinde yeni media’lar kullanılarak üretilen ve piyasa tarafından önyagısız kabul gören bir sanat platformu var.Bu,sanatçıların daha farklı ve cesur işler yapmasına olanak sağlıyor.Türkiye gelişen bu sanatsal teknoloji ve yeniliklerden bence henüz fayda sağlıyamıyor.Umarım ilerleyen zamanlarda Türk yatırımcılar ve koleksiyonerlerde bu yeniliklere yatırım yapıp Türk çağdaş sanatına daha fazla katkıda bulunurlar.

Sanal kavramı üzerinde ilerlemeye devam edeceğinizi söylediniz, yeni konseptiniz hakkında ipucu alabilirmiyiz?

Şuan birkaç proje üzerinde aynı anda çalışıyorum.Ama ağılıklı olarak popüler ikonlar üzerine yoğunlaşmış durumdayım.Marliyn Monroe’dan Gandhi’ye,Hitlerden Yunus Emreye kadar birçok isim yeni çalışmalarımın konusunu oluşturuyor.“Sanal İkonlar” olarak adlandırdığım projede,toplumda bu popüler figürlerin ve ideolojilerin bıraktığı izleri anlatmaya çalışıyorum.

Size esin kaynağı olan isimler var mı ?

Ali Alışır: Teknolojik gelişmeler, buluşlar ve bunlar üzerinden üretim yapan sanatçılar ilgimi çekiyor. Daniel Rozin’in teknolojik ayna sistemlerini, Sam Boxton’un klonlama şezlongu, Auger ve Loizeao isimli genç tasarımcıların tooth implant, after life battery gibi işlerini hayranlıkla takip ediyorum. Geleceğin sanatının bu melez teknolojiler yoluyla yeniden şekilleneceğini düşünüyorum.

Gelecek takviminiz nedir?

Ali Alışır:Şuan çalışmlarım Art On Gallery’den sonra Etiler Akbank Private Banking Merkez Şube bünyesinde sergileniyor.Bundan sonraki en yakın program Contemporary Art Fair ve yurt dışı fuarları olacak.Ve tabi önümüzdeki yıl Sanal kavramıyla ilgili yeni bir sergim daha olacak..

(Röportaj:Ümit Özdoğan)

Reklamlar