SIBER ISA KOMPLEKSI


 

Yeni bir aydınlanmanın teknolojik olarak henüz eşiğinde olmamıza rağmen teknolojik gelişmeler bugün düşünce kalıplarımızı kökten değiştirmektedir. Çağımızın teknolojisi geçtiğimiz birkaç bin yılın katmanını adeta sıyırıp altından bambaşka bir evren çıkartıyor; bu sınırsız özgürlüğün adı Sanal Gerçeklik. Sanal Gerçeklik her gün biraz daha büyüyor. Tıpkı bir dönemler telgrafın telefon olması, radyonunda televizyon olması gibi her yere bir virüs gibi yayılıyor.

Psikiyatri çıldırmanın ilk kompleksinin İsa kompleksi olduğunu söylemektedir. Günümüzün kompleksi ise bir “Siber Isa” olabilir. “Siber İsa” elekronik İmgelerin kuşatımı altında hayatını nerdeyse bir mit statüsünde yaşayan bizlere verdiğim takma bir  isim. Bu sınırsız özgürlük dünyasında her şey ve herkes olabileceğimiz, her an her yerde olabileceğimiz yepyeni bir duygunun tanımı. Yarının ne getireceğini henüz bilmediğimiz ama şimdiden sahte görüntüler, taklitler, kopyalar dünyasında kodlara ve modellere bağlı ağ temsilleri içinde yaşayan bizlerin bir izdüşümü “Siber İsa”.

İsa’yı imge haline getiren tarihin gözüyle yaşadıkları ve evrensel insanlık bilgiyle örtüşen düşüncesi, bugün isteği ve zevki hayatımızda kurgusal hale getiren teknolojiyle aynı işlevi yerine getiriyor: Yaşananları imgelerin içine yerleştiriyor.

Bir çok olgu gibi “Siber İsa” da geçmişin günümüzde bir tür yankılanması haline geliyor. Ve Isa imgesi de diğer birçok şey gibi artık kendi kaynağından beslenmiyor. Kaynağının etkisi sürse bile kendisinin şimdiden çok uzaklarda kaldığını söyleyebiliriz. Eskiden fotoğraflara bakarken ruhçuluğu, tıpı ve optiği yani bilinmeyenin o gizli izini sürebilirken, günümüzde yazılım, paylaşım ve teknoloji ile görüntüler bizleri  artık bilinmeyene geçit vermeyen bir noktaya taşıyor. Artık her şey kodlar ile oluşturulurken aydınlanmış bu dünyada gözün karanlıkta görmediği hiçbir yer kalmıyor.

 

 

 

Sürekli çoğaltılan bu kodlar ve görüntüler imgelerin her seferinde yeni bir şimdi yaratmasını sağlıyor. Dolayısıyla toplumsal hafıza ve düşünce yaşanmış -tarihsel- olaylardan değil artık onların imajlarından yararlanıyor. İmajlar bir nevi gerçeğin yerine geçiyor.

Bu noktada hepimizin artık bir de optik bilinçaltımızın oluştuğunu düşünebiliriz. Birbirimizle iletişim kurma şekillerimiz -fiziki ortamdan bağımsız-artık dijital işlemciler ve ağlar üzerinden sağlandığı için bunu yeni bir doğa ve bilinç seviyesi olarak adlandırmamız da mümkün. Optik bilinçaltımız artık normal hayatımızı değil bu sanal ortamın bilgilerini ve elektronik dalgalanmalarını da depolamaktadır.

Tarihsel hafızası gittikçe silikleşen, imaj ve görüntü bombardımanı altında ezilen ve sürekli şimdiyi yaşayan bizler ise, bir yandan gerçekliği nötralize etme gücü kazandırırken diğer bir yandan da derin hayal kırıklıklarının yaşanmasına neden oluyoruz.

İmajlar dönemi olarak adlandırdığım bu dönem aslında sıkı sıkıya bel bağladığımız bütün güvenli sınırlarımızın silikleşmeye başlamasının bir tespiti.(Dinden siyasete, sanattan ekonomiye kadar) Örneğin; Görsel ve yazılı medyanın günümüzde  ürettiği imajların tekrar edilme üzerine kurulu olması bir bellek yaratmaktan çok unutkanlığı beraberinde getiriyor. Yaşamlarımız reality Show lar ve haber ile şeffaflaştırılırken imaj yığınları gerçekte neler olup bittiğinin ve söylendiğinin üzerini sürekli örtüyor. İmajlar dönemi geçmişten gelen kavramına bağlı içerikleri, mesajları, tarihsel olguları, siyaseti ve ideolojileri adeta boşluğa fırlatıyor…

Çıldırmanın ilk kompleksi olan “Siber İsa” kompleksi işte tam bu noktada; yani gerçeklikle bağlantısı kesilmiş, tarihsel bilinçten yoksun, başka an ve yerlerde olma arzusuyla dolup taşan insan davranışı ve düşünce yapısıyla örtüşmektedir. Tıpkı mevcudiyetin varlığının benzeşimsiz olması gibi sanal dünyanın varlıklarıda artık biçimsiz ve benzeşimsizlerdir.

Konun başına dönersek; Belki de düşünülenin tam tersine bugün farkına vardığımız yönlerimiz ve bu yeni yaşam biçimimiz yeni değildir. Biz beynimizin yeni yanlarını keşfetmiyor, belki de en eski olanları uyandırıyoruzdur. Bu teknoloji asırlardır sihirbazların ve simyacıların kullandığı kudretli güce giden -iyi yada kötü- yolun bir benzeri de olabilir. İnsan ırkı bu bilgiyi yitirmiş olabilir. Fakat bugün sanal gerçeklikle beraber bütün insanlar bu alanda hak iddia ediyor.

Yaşadığımız sistem içinde henüz elektrik yüklü cisimsiz varlıklar bizimle televizyon, video ekranları ve ağlar üzerinden bağlantı kurarken acaba gelecekte sanal dünyanın yeni peygamberleri ve mucizeleri ne tür bilgilerle hareket edecekler? “Siber İsa” kompleksi bu kaynağı olmayan bilgiler ve imajlar dünyasının karmaşası altındaki yeni “ilahi güç”ü nasıl şekillendirecek?

Ali Alışır – 2011

www.alialisir.com

ali@alialisir.com

Reklamlar