SANAT NEDIR ? SANATCI KIMDIR ?


 

Sanat nedir? Sanatçı kimdir ? Yüzyıllardır bu soru soruluyor ve tartışılıyor. Bu çok basit bir ifadeyle sanatçıya ve sanata tarihin hangi çerçevesinden baktığınıza bağlıdır.14.yy aydınlanmasından ve marksizmden baktığımızda burada üretim tarzlarının önemli olduğunu görürsünüz. Yani üretim tarzları toplumsal bir yarar  görüyorsa o kişiye sanatçı ünvanını hemen verir. Eğer o ideoloji ona sanatçı olarak ünvan vermiyorsa demek ki o ideolojinin işine yaramıyor demektir.

Her şeyden önce şu saptamayı da yapmak lazımdır; sanat bir toplumun içindedir. Sanatçı da o toplumdan beslenmekte ve kaynaklarını toplumdan almaktadır. Acaba bu medyatik bir görüşle toplum neyi istiyorsa sanat ve sanatçı o dur?

Yani toplum sanatçıyı bir inşaat işçisi yada bir iş adamı olarak görmek istiyorsa sanatçı bunlardan biri mi olmalıdır? Burada bir şüphe var…

Sanatçının bir toplum içinden doğduğundan yola çıkarak topluma bakmak gereklidir. Toplum denilen şey nasıl tanımlanıyor? Sanatın ve sanatçının ilgilendiği toplum hangi toplumdur?

Bir kere toplumun bir sistem sorunu vardır. Bir toplum olabilmesi için önce üretim sisteminin sonra bürokrasi sisteminin ardından da kültürel yapısının belirlenmesi lazımdır. Sanat ve sanatçı  bu sistem ve çark içinde hareket eden iki tane kavram şeklini alır. Bu çarktan kurtuluş yada bu çarka karşı olma, bu çarkın dışına çıkma meselesi acaba sanat ve sanatçı için gerekli midir yoksa değil midir? Eğer gerekliyse nasıl yapılacak ve ne elde etmek için yapılacaktır?

Sanatın toplum sistemi içinde kayıtsız şartsız hareket etmesi zaman içinde onu bir ideolojiye bağlamaya başlayacak ve sanatçı zamanla bir ideolojinin adamı yada bir ürünü olma konumuna gelecektir.(Marksist sanatçı, evrensel yada geleneksel kültüre ait değerleri savunan sanatçı gibi…) Peki bu neye ve kime göre belirlencektir? Bir sistemin içinde hareket ediliyorsa bir sistem mi belirleyecektir bunları?

Bunun da bir eleştirisi var; çünkü bu seferde sanatın siyasi olması kaçınılmaz hale gelecektir. Bu siyasi yapı içinde başka bir sorun daha ortaya çıkabilir: Tamam sanatçı siyasi bir yapının içinde yer alacaktır. Fakat bu sanatçı iktidarın sanatını mı yoksa muhalefetin sanatını mı icra edecektir?

Bu noktada ister iktidarın, ister muhalefetin sanatçısı olsun gene aynı sistem içinde yer alınacaktır. Önemli olan sanatın ve sanatçının toplumsal yapıyı eleştirecek bir gücü ve isteği varsa sistemin dışında yer almasıdır. Acaba bu mümkün müdür?

Şimdi eğer iktidardan yada muhalefet yapısından bir sanatçı (yada sanat yapıtı) kendini ayırmak isterse, o zaman toplumun sistemiyle arasında bir gerilim oluşacaktır. Bu tarihin her alanında yaşanmıştır ve hala yaşanmaktadır. Yani bir kaosun peşinden gidecek olan sanatçı yavaş yavaş o sistemin  dışına çıkmaya başlayacaktır.

Bunun önemi nedir? Ve sanatçı niçin bunun dışında yer alması gerekmektedir?

Öncelikle bizim “gerçeklik” olarak algıladığımız yaşamın  gerçekliklerinin bu sistem içinde yer aldığını göreceğiz. Bizler bu toplumsal yapının ve sisteminin bize önerdiği, empoze ettiği gerçekler üzerinde yaşıyoruz. Bizim her sabah yataktan kalkmamız belirli araçlara binip belirli bir saatlerde işlere gitmemiz şart. Eğer ben bütün bu sistemin ortaya koyduğu zorunlulukları reddediyorsam, çünkü bunlar sistemin içindedir diyorsam, sistemin dışına çıkmak istiyorsam demek ki kendimi karman karışıkkaos halinde bulunan insanlar ilişkisi yumağının içine kendimi atmam gerekir.

Peki nasıl karman karışık oluyor bu insanlar ilişkileri?

Belki bir dil yok. Anlaşabileceğimiz, cümleleri özellikle kullanmıyoruz. Her sabah yapmamız gereken şeyleri yapmıyoruz. İhtiyaçlarımızı başka türlü saptamaya başlıyoruz. Ben ihtiyaçlarımı bireysel olarak kendime göre ayarlamaya başlarsam ve dili de ortadan kaldırırsam ve her konuda bunu uygulamayı başarabilirsem o zaman bu ilişkiler zincirinin tamamen dışına düşmüş olurum. Yani kısaca birkaosun içine kendimi atmış olurum. O zaman sizin gerçeklerinizle benim gerçeklerim birbirinden ayrılmaya başlar. Ortaya bir gerçeklik sorunu çıkar. Sizin gerçeklik sorununuz daha kolay çözülebilir. Çünkü size bunların çözümleri önceden verilmiştir(iktidar ve muhalefet olarak siz bunları kendi içinizde çözümlersiniz)

İşte sanatın gerçekliğiyle toplumun gerçeği tam bu noktada birbirinden ayrılmaya başlar. Çünkü bir sanatçı ne iktidar ne de muhalefet olmak istemiyorsa yani sistemin gerçeklerini ve toplumsal sistemin işleyişini reddediyorsa o zaman tek bir gerçekliği kalıyor demektir o da sanatsal gerçekliği.

Sanatsal gerçeklik topumun dışına çıkan topluma tepeden bakan, ona alternatif biçimler getiren, alternatif iletişim tarzları öneren bir yapıt olarak karşımıza çıkar. Sanatsal gerçekliğin bir ütopyası olduğuna göre ve de toplumsal gerçekliğin karşısında bir alternatif olarak durduğuna göre niçin alternatif olarak duruyor diye sormak lazımdır. Demek ki burada bir insanlığın kurtuluşu adına hedeflenen bir nokta vardır. İşte modernizminde hedeflediği noktalardan biri bu kurtuluştur. Yani modernizm bir ideoloji olarak öyle bir şekilde ortaya çıkacaktı ki, öne sürdüğü her şey insanlığın kurtuluşu adına olacaktı. Ama bir müddet sonra modernizmin bu vaadleri de tıkanmaya başladı. Öne sürülen kavramlar ve onların tanımları belki bir şekilde gerçekleşiyordu ama insanlar ütopya olarak onları nasıl hissediyorlarsa onlar gerçekleştirdiği anda öyle yaşayamıyorlardı. Ütopik olarak insanların değer yargılarında o özgürleşme yeni bir değere dönüşmemişti.

Konunun başına dönersek kimlerin daha esaslı sanatçı olduğu, kimlerin çok kötü sanatçı olduğu, sanatçı olup olmadıkları hangi anlamda tartışılacak? Aynı sistemin içinden konuşuluyor ve aynı sistemin içinden de üretim tarzları iktidar ve muhalefet olarak belirleniyorsa değişen ne olacaktır?

Modern toplumlar ikilikler üzerine kuruludur. Ben size beyaz dersem siz bana siyah dersiniz. Kadın deyince erkek dersiniz. İktidar dediğim zaman da akla muhalefet gelecektir. Ama hep aynı sistemin içinden konuşulacaktır. Bu taa ki popüler kültürün ortaya çıkması postmodernitenin bu ikilikleri, bu sistemi yeniden sorgulamaya başlamasıyla sanat ve sanatçı kavramları da başka bir şekle dönüşmeye başladı. Acaba modernizmin ortaya koyduğu bütün bu değer  sorgulanmaya başladıktan sonra Postmodernist’lerin getirdikleri eleştirilerle insanların hala ütopya üretme şansları var mı?   Bir sanat yapıtının ütopyası elinden alınırsa alternatif bir toplum yapısını üretmekten alıkonulursa yeni ve farklı olarak ortaya ne konulacaktır?

Ali Alışır – 2011

www.alialisir.com

ali@alialisir.com

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: