GORSELLIGIN ASIRILIGI


 

Siber-uzayın fantazyalarla ve zevkle kaplı dünyası gerçeklik karşısında bizi adeta fiziksel bir çözülüme tabi tutuyor. Bu cisimsizleştirilmiş özneler dünyasında sanal takma adlarla ve fiziki bedenlerine ihtiyaç duymadan etkileşimde olan bizler artık kendi yüzlerimizden yoksun yaşıyoruz.

Fiziki dünyada kapamak zorunda olan gözlerimiz sanal dünyada adeta uyanık kalmamızı ön görüyor. Ekran hiçbir zaman kapanmıyor. Sürekli görüntüler ve imajlar üretmeye devam ediyor. Dünyaya açılan bu pencere dinlemenin, hissetmenin ve tepki vermenin fiziki bağlantısını koparıyor. En şiddetli görüntüleri üretirken bile fiziki etkilerini yok sayarak bunu yapıyor. Ekranda bir video-oyun savaşı niteliğinde gerçekleşen gerçek savaşla bir an yüz yüze gelen seyirci adeta ahlaki tepkilerinden nötrleştiriliyor. Ekran adeta gerçeğin kendisi yerine geçiyor.

Bu yüzdendir ki yeni dünya düzeninin savaşı artık görüntülerle gerçekleşmekte dir. Herhangi bir gerçekliğe ihtiyaç duymadan görüntüler yazılımlarla üretilirken medya aracılığıyla da hızlı bir şekilde de tüketime sokulmaktadırlar.

Bu başından beri sanatın yapmaya çalıştığı imgeleri görünür kılmanın en tehditkar yönlerinden biridir. Çünkü artık imgeler basitçe hayatımızı ve çevremizi temsil etmemektedirler. Günümüzde imgeler hayatımızın her alanını yeniden biçimlendirmektedirler.

Bu noktada, fotoğraf sanatı da görme eylemini gözetlemeye, kaydetme eylemini ise sınırsız dağıtıma bırakmıştır. Böylece gerçekliğin nerdeyse hiç bir şekline uymayan matris ve modellere dayalı çapraşık bir düzeye geçiş yapılmıştır.

Acaba fotoğraf sanatının temelinde saklı olan bu manipülasyon gücü ve yaygınlığı insanlığın evrimine dair yeni bir şeyler söylüyor olabilir mi?

Sanal dünyalarımızda inşa edilen bunca katmanda hala bilinçsiz bir şekilde bu büyük metobolizmanın dolaşımına ve sinir sistemine katkıda bulunuyoruz. Milyonlarca kullanıcı canlı, soluk alıp veren bu yapıda adeta kendi fiziki bedenlerinden çözülüp bir tür enformasyon ağına dönüşüyor. Artık bedenlerin hücre yapısı elektronik kodlar ve sinyallerle yer değiştirmeye başlamıştır. Gündelik hayatta ekran başındaki bendenler işlevsiz bir hale gelirken, gerçek benliklerimizin nerdeyse tamamen işlevsel bir basitliğe indirgenmektedir.

Yaşadığımız çağda modern düşüncenin ivmesi öyle bir noktaya gelmiştir ki çağlar boyu süre gelen algılama, yorumlama ve içselleştirme eylemlerimiz adeta zaman ve mekan mevhumundan kopmuştur. Bu noktada medyanın kitle iletişim araçlarını daha güçlü ve hızlı kullanmasıyla beraber her anı, olayı ve haberi kendi refarans bölgesinden kopartıp adeta bir boşluğa fırlatmıştır. Kendi refarans bölgelerinden uzaklaşan bu bilgiler, anlar ve olaylar artık network ağları içinde  yutulup kaybolmaktadırlar..

Siber alanın bu sınırsız özgürlük bölgesi toplumsal kültürel ve geleneksel yapının mozaiklerini adeta atomize ederek, kökeni olmayan-orjinalinden “daha gerçek” görüntüler ve imajlar üretmeye kendini programlıyor. Tarihin adeta kısa devre yaptığı bu çağda görselliğin aşırılığı, bireylere hazmedebileceklerinden fazla bilgi yükleyerek özgürlük ve demokrasi gibi kavramları da ele geçiriyor. Onları içeriğinden koparıyor  ve aşkın değerini yitirtiyor.

Günümüzde bu boş simülasyonlardan kurtulma çabası ve postmodernizm ile geri dönen nostaljik(özgürlük, demokrasi, barış, sanat vs…) kavramların anlamlarına tekrar sarılma çabası başarısız kalmaya mecbur olacak gibi gözüküyor. Çünkü tarihin oluşması için gereken olayların artık medya ve kitle iletişim araçlarının dışında gelişebilmesine vakit kalmamıştır.

Ali Alışır – 2010

http://www.alialisir.com

ali@alialisir.com


Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: