FRAKTAL BIR YUZYILIN IMGELERI 2

untitled
 

İlk defa Sanal terimi 18.yy’ın başında, bir nesnenin yansımış görüntüsünü yada imgesini betimlemek için optikte kullanılmıştı. Nesneden yansıyan imge ondan ayrı değil onu tamamlayan bir düzeneğin parçasıdır.

İmgelerin sanal olmasının başlıca sebebi hem onu izleyenlerden hem de onu kullananlardan uzak olmaları, hem de bu uzaklık her an aşılabilirmiş izlenimi  vermesinden kaynaklanmaktadır. Bugün de sanal ile gerçeklik kavramları da benzer ilişki içindedirler. Seyrettiğimiz filmlerin görüntüleri, dinlediğimiz müziklerin sesleri zihnimizde pek az kontrol edebildiğimiz bir sürecin sonucudur. Bizde farklılık hissi yaratan şey bu deneyimlerle ilerleyen süreçte neler yapabildiğimizdir.

Yaşadığımız çağda dijital ortamlardaki imgeler aslında bir dizi elektrik yükünden ibarettir. Ve bu imgeler her an değişmeye ve yer değiştirmeye hazırdırlar. Mailler, multimedya görüntüleri ve görseller bir kıtadan ötekine geçerken mekanı adeta bir tür kırılmaya çözülmeye uğratırlar.

Bu değişim, bugün bizlere 18.yy “Sanal” terimindeki nesnenin yansımış (optik) görüntüsünün tanımında büyük değişimlerin olduğunu söylemektedir. Artık imgeler yalnızca (optikte olduğu gibi) dünyayı bize yansıtmak için kullanılmamaktadırlar. Tam tersine hayatlarımızı, sosyal ortamımızı, ilişkilerimizi ve bizi şekillendiren bir konuma taşınmışlardır. Sanal Gerçeklik kavramıyla beraber düşüncelerimiz zaman içinde algılarımız ve deneyimlerimizle beraber  saydam bir konuma taşınmıştır. Bizler artık hem izleyici kitlesi, hem de iletim ağının kendisini haline gelmeye başladığımızı söyleyebiliriz.

untitled

İşlevini kaybetmiş fotoğraf sanatı da bu noktada  teknolojinin hızıyla beraber sanal gerçekliğe benzemiştir. Gerçekliği adeta bu sanal ağların içinde emilip yutulmuştur. Fotoğrafçının çektiği görüntülerin dijital olarak kodlanıyor olması ve hepsinin bir işlemciden ötekine hareket etmesi (bilgisayardan televizyona yada cep telefonuna) fotoğrafın imgesini de etkilemiştir. Artık “gerçek” sanıldığı kadar açık seçik bir şey değildir. İmgesi ise dijital kodlanan ve üst üste yazılan kodlamalar ile tamamen sentetik bir hale gelmiştir.

Sayısal “processing”in ile beraber “nostalji duygu” kavramı da bir zincirleme reaksiyona girmiştir. Klasik fotoğraf ile oluşan o hatırlanması gereken yokluk evresi yerini her şeyin görülmesi gereken (hatta üretilmesi gereken) bir sahneye bırakmıştır.

Yaşadığımız çağ ise dini, siyaseti, ekonomiyi, sosyal ilişkileri, haberi bir tür “anlam” bombardımanına boğmaktadır. Her birey dijital işlemcilerle (network) birbirine bağlanıp bu ortamda bir tür imge aktarıcısına dönüşmektedir. Fakat bu trafikte imgeler bireyleri eğitip bilgilendirmemektedirler.  Sadece haberdar olmak için bireylerin büyük bir ağa dönüşmesini sağlamaktadırlar. Günümüzde bu imgelerden yola çıkıp herhangi bir gerçekliğe ulaşmak imkansız hale gelmiştir.

Bu muazzam içe gömülme beraberinde duyarsızlaşma ve eyleme geçme arzusunu getirmiştir. Bireyler bu aşırı anlam ve aşırı anlamsızlığın ortasında sisteme özgü ani içsel sarsıntılarla yaşar haline gelmişlerdir.

Bu belki de yapay zeka kavramının ilk habercisi niteliğindedir. Günümüzde insanlık kendisinden daha güçlü bir makina icat etmeyi hayal ederek başladığı bu serüvende sanal gerçeklikle belki de ilk ciddi flörtünü yaşıyor. Yapay bellekler hayatlarımızda egemenliklerini arttırırken bedenlerimiz, dilimiz ve düşüncelerimiz gereksiz bir işleve dönüşüyor…

Yeni dünya düzeni içinde tüm devrimlerin ve yeniden canlandırma mekanizmalarının dönemi kapanırken, kapalı devreler ve dijital işlemcilerle insanların birbirine bağlandığı sanal evren  “fiziki gerçeklik” le mesafemizi her gün biraz daha saydamlaştırıyor…

Ali Alışır – 2010

www.alialisir.com

ali@alialisir.com

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: