PHOTOLINE DERGISI – ROPORTAJ

 

 

Sıradışı kurgularıyla dikkat çeken fotoğraf sanatçısı Ali Alışır, insan bedenine farklı bir bakış açısı getiren eserleri ile Ekavart Gallery’de sanatseverlerle buluştu. Küratörlüğünü Tuba Kocakaya’nın yaptığı “Sanal Bedenler”adlı sergi; simgesel transseksüele dönüşmüş, ‘sade’liğini yitirmiş gerçeküstü bedenlerin ve yeni kimliğini bekleyen kaybolmuş ruhların ‘yek’ olma savaşını konu alıyor. Okuyucularımızın ‘Perde Arkası’ sayfalarımızda ilgiyle takip ettiği Alışır, bu çalışmalarında erkek ve kadın bedenlerinin genelleştirilmiş kimliklerine göre konumlarını kendi bakış açısından eleştiriyor. Epson Uğur Varlı Fotoğraf Hizmetleri’nin sponsorluğunda gerçekleşen sergisinde Alışır, insan bedeninin medya araçları ile programlanan, dağıştılan ve yayılan bir olaya dönüşmesini sorguluyor ve cinsel kimliklerin genetik simülasyonunu ve klonlanmasını teknolojik yönüyle eleştiriyor. Türkiye’nin ilk online televizyonu olan Ekavart Tv’den de seyretme olanağı bulacağınız ‘Sanal Bedenler’ sergisi üzerine, Ali Alışır’la keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Photoline: Photoline okurlarına Ali Alışır’ı tanıtarak başlamak istiyorum. Fotoğraf çekmeye nasıl başladınız? Bugün bulunduğunuz noktaya nasıl geldiniz?

Ali Alışır:

5 yıl kadar önce, Türkiye’deki şartların genç sanatçılar için para kazanmak ve yaşamak adına zor olduğunu düşündüğüm bir sıra, İtalya’ya gitme kararı aldım. Bu aynı zamanda bana resim yapmanın da yetmediği bir dönemdi. Çünkü dijital teknolojinin gelişmeye başladığı ve dünyanın dijital olarak çok hızlı bir devrime tanıklık yapacağı bir dönemi, klasik yöntemlere bağlı olarak geçirmek istemiyordum. Bir yandan da para kazanmam gerekiyordu.İşte tam bu noktada Accademia Italiana’da moda fotoğrafçılığı bölümünde master yapma fırsatını yakaladım. Böylece, hem moda sektöründe çalışıp hem de sanatsal çalışmaları mı üretebildim. Üniversitedeyken birçok sergi gezme ve plastik sanatlar alanında yazılmış yayınları okuma şansım oldu. Yapmayı düşündüğünüz birçok şeyin daha önceden yapılmış ve söylemiş olduğunu gördüm. Sizden daha önce herşey başkaları tarafından ya yapılmış ya da bir şekilde söylenmişti. Ben sanatın ve sanatçı sayısının bu kadar arttığı bir dönemde “sanat” adına farklı birşeyler üretmek yerine, kendimi en doğru şekilde ifade etmenin yollarını aradım.

Yaklaşık dört senedir profesyonel moda fotoğrafçılığı yapıyorum. Gördüğünüz bu dijital kurguları ise 2005 tarişhinden itibaren üretiyorum. Aynı zamanda Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nde öğretim görevlisiyim.



PL: Fotoğraf tutkunuz nereden geliyor ve en çok neyi fotoğraflamayı seviyorsunuz? Fotoğraf çekerken neler hissediyorsunuz?

AA:

Fotoğraf makinesini elime alıp diyar diyar gezmeyi bırakalı bayağı oldu. Benim için fotoğraf, klasik anlamıyla bir anı yakalamak değil, o anı istediğim gibi yeniden kurgulamaktır. Ve şüphesiz yaratıcı olduğumu düşündüğüm zamanlar fotoğraftan daha fazla keyif alıyorum.

PL: Sanatın gücü insan duygularını nasıl etkiler? Bu etkiler sizin sanatınızı nasıl etkiliyor?

AA:

Sanatçı olarak hayata dair öğrendiğim en önemli şey; başarılı olmak için çok çalışmak ya da okumak değil. Tam tersine hayata olabildiğince daha fazla dahil olmaktır. Bu bağlamda; sanatın asıl esin kaynakları yalnız sanat tarihi veya dev ressamların binlerce resmi değil, bütün diğer sanat dallarının bize getirdikleri olduğuna inanıyorum.İşte bu yüzden ben de esin kaynaklarımı sinemadan, resimden, müzikten, yazılardan, kafelerde yapılan hoş sohbetlerden, yeni ilişkilerden, yani hayatın içinden alıyorum ve hepsinden ayrı ayrı besleniyorum. Bu yüzden yaşamakta olduğumuz hayat, bugün yaptığım işlerden daha fazla önemli benim için.



PL: Örnek aldığınız, alanında başarılı bulduğunuz fotoğrafçılar kimler, sizi hangi yönleriyle etkilediler?

AA:

Okul yıllarında oldukça fazla sanatçıdan ve işinden etkilendim. Benim için sanat tarihine yön vermiş ve o döneme damgasını vurmuş ressamlar, performans sanatçıları, fotoğrafçılardan çok daha önem taşıyorlar. Örneğin Picasso, René, Magritte, Duchamp, Klein, Carl Andre, Joseph Beuys, Dali, Beksinski.. Bu sanatçıların fotoğrafçılardan daha çok hayatıma etki etmeleri, orijinal bir dili yaratmalarında saklı. Türkiye’den ise Ansel Atilla ve Pınar Yolaçan’ın işlerini çok başarılı buluyorum.

PL: Fotoğrafta başarının anahtarı nedir,böyle bir şey söz konusu mu? Fotoğrafa gönül vermiş okuyucularımıza, geleceğini fotoğraf üzerine kuracak gençlere neler tavsiye edersiniz?

AA:

Genç sanatçı ve fotoğrafçı adaylarına önerim hayallerinin peşini asla bırakmamaları ve gelişen çağ ile birlikte sanat anlayışlarını bu değişim üzerine kurmalarıdır. Sanat belki de diğer birçok meslek dalından farklı olarak bu serüven içinde büyük kazanç ve mağlubiyetlere her an hazır olabilmektir. Bugün, ister Türkiye ister İtalya olsun, dünyanın herhangi bir yerinde genç sanatçı olmak demek peşinen zorluklarla geçecek bir gençliği kabul etmek anlamına gelmektedir. Alınamayan vizeler, ödenemeyen kiralar, tutucu mahalle baskısı, yardım eli olmayan devlet, ne iş yaptığını anlamayan çevre ve aileler.. işte sanatçı olmak, herşeyden önce usta bir sihirbaz gibi bu zorlukların arasından sıyrılmak demektir. Hele genç, bağımsız sanatçı yalnız eserlerini değil, yaşamının tümünü yoktan var etmek durumundadır. Ama sanatçı olmanın gelecek için bambaşka avantajları da vardır. Örneğin dönemin bütün milyarderleri silinip giderken, sanatçıları ayakta kalırlar. Hepsinden öte, bütün bu zorluklar içinde en güzel flörtleri ve heyecanları yaşayanlar gene sanatçılardır. Bu yüzden genç sanatçı adaylarına tek önerim, seçimlerini bu noktada cesaretle ve doğru yapmaları yönünde olacaktır.

PL: Fotoğrafın sizin için özel bir tanımı var mı?

AA:

Benim için fotoğraf yaratıcılıktır. Yaratıcılık, insanın tüm varlığını harekete geçiren yegane eylemdir. Ben, bugün ressam ya da fotğrafçı olmayabilirdim, sahip olduğumuz sıfatların bu noktada çok da önemli olmadığını düşünüyorum. Çünkü çoğu kez, resim yapmanın ya da fotoğraf çekmenin yerleri silmek kadar sıradan bir şey olduğunu düşünüyorum.Yaratıcılık, yapılan işle değil bilincinizin niteliğiyle alakalıdır.Zaten yaratıcı bir insan kafasında ve etrafında yüzlerce yap ya da yapmamalarla yaşıyorsa, yaratıcı olması mümkün değil.Herşeyden öte yaratıcılığınızı ortaya çıkartmak için etrafınızı saran o sihirin farkında olmanız gerekiyor.

PL: Bugüne kadar kaç sergi açtınız? Sergilerinize ve fotoğraflarınıza olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

AA:

Türkiye’de 3.sergimi açtım. Bunlardan sonuncusu olan “Sanal Bedenler” isimli sergim, 3 Kasım günü Ekavart Gallery’de açıldı(Ritz Carlton Oteli-Süzer Plaza) ve 6 Aralık’a kadar devam edecek. Sergilerimde gençlerin ilgisini görmek beni özellikle sevindiriyor. Gerek açılıştaki ziyaretçi sayısı, gerekse sergiye gösterilen bu ilgi, çağdaş Türk fotoğraf sanatı adına olumlu gelişmelerdir. Bu ilgide şüphesiz Sayın İnci Aksoy’un farklı ve yaratıcı sanatçılara verdiği önem ve bunu vakıf yoluyla değerlendirmesinin büyük payı var ki bu Türkiye adına onur verici ve sevindirici bir gelişmedir.


PL: Sanal Bedenler isimli serginiz medyada şldukça ses getirdi.Tam olarak hikayesi nedir?

AA:

“Sanal Bedenler” isimli sergimi kitle iletişim araçlarının bireyler üzerinde artan baskısını vurgulamak için kurguladım.Yaşadığımız çağda politikayı kamuoyu araştırmaları, reklamı testler, radyoda çalınan parçaları tüketici panelleri, sinemada oynatılan filmlerin sonunu ve afişlerini anketler, televizyon programlarını reytingler belirlemektedir. Bugün hepimiz hayatlarımızı yazılı ve görsel basının söylemleriyle (çoğu kez de bizim yerimize alınan kararlarla) yönetilir duruma geldik. Doğru ya da yanlışlığından artık emin olamayacağımız ve sürekli cinsel, siyasi ve dinsel manipülasyonlara tabi tutulan bireyin parçalanmışlığını ve çaresizliğini ortaya koymak için böyle bir sergi açmaya karar verdiğimi söyleyebilirim. Sergi yazılı ve görsel basının dışında aynı zamanda sanal ortamda da (başka bir başarı kazandı ve sergi ismine yönelik bir ironi ile) çok ses getirdi. Msn ve ntvmsnbc anasayfasında yer aldı. Ve günün en çok tıklanan haberleri arasına girdi.

PL: Sanal Bedenler isimli serginizi gezerken çoğunlukla cinsiyetsiz ve kimliksiz modellerle karşılaşıyoruz. Bu tür fotoğrafları kurgularken ortaya koymak istediğiniz fikir neydi?

AA:

Bu tür çalışmaları yaparken amacım tüketim toplumundaki bireyin ve bedenin konumunu eleştirmekti.Hayatlarımızın bugün gitgide bir simülasyona dönüşmeye başladığını düşünüyorum. Toplum büyük ölçüde birbirine benzeyen, televizyonun dünyasındaki gibi konuşan, düşünen ve giyinen bireylerden oluştuğu için bence artık varlığının anlamını bulmaya çalışan birey tipi büyük ölçüde ortadan kalktı. Bu yüzden sergideki modeller artık arzu edilecek hiçbir yanı olmayan sanal beden ve yapay androjin kimliklere dönüşmüşlerdir. Klonlanmış bedenler ve başlar, başka bireylerde vücut bulmuştur. Sergideki işlerimi de bu ironinin kültürel ve zihinsel bir klonlama halideki bizleri birbirine benzeyen kopyalara dönüştürmesinin sanatsal bir eleştirisi olarak kurguladım.

Ali Alışır ile röportaj / Ebru Sürek 2009

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: