FOTOFANCLUB – ROPORTAJ


İlk söz?

Kafada yaşanan hayat mekanik bir hayattır.

Fotoğrafçı ve ressam kimliklerini bir yana koyarsak, Ali Alışır’a göre Ali Alışır kimdir?

Mekanik işler yapan kafalı biri.

Peki bir şiir olsaydın, biz seni hangi dizelerin için de bulabilirdik?

gördügüm ve söyledigim

söylediğim ve sustuğum

sustuğum ve düşlediğim

düşlediğim ve unuttuğum

arasindadir.Şiir”

Octavio Paz

Ya bir fotoğrafta arasaydık?

Sanırım bitmemiş bir fotoğraf olurdu.Bitmemişliğin benim için ayrı bir güzelliği var.

Pek çok fotoğrafçı, çektikleri ya da izledikleri binlerce fotoğrafa rağmen, yaşamlarına damga vuran tek bir fotoğraftan bahsedebiliyorlar. Örneğin Cartier Bresson, Martin Munkacsi’nin bir fotoğrafını yaşamı boyunca gördüğü en iyi fotoğraf olarak tanımlıyor, evinde de görünen sadece bu fotoğraf varmış. Senin için böyle bir fotoğraf var mı?

Evet bende duymuştum bunu.Haklı olabilirler.Ama malesef benim için böyle bir  fotoğraf karelerinin tek başına önemi yok.Bunun nedeni benim bu mesleğe klasik anlamıyla “fotoğrafçı” olarak başlamamdan kaynaklanıyor olabilir diye düşünüyorum.Eğer konu sanat ise benim için fotoğraf bir anı yakalamak ve o anı ölümsüzleştirmekten ibaret değil,benim için fotoğraf o anı,mekanı ve insanları tekrar istediğim gibi bambaşka bir şekilde yeniden yaratabileceğim bir alan demek.

Bir fotoğrafa bakıp gözlerinin yaşardığı oldu mu?

Hayır.Ama beni çok etkileyen çalışmaların önünde öyle sessizce saatlerce durduğumu hatırlıyorum.Duygusal bir yoğunluktan çok derin bir saygı hissediyorum önemli yapıtların kaşısında.

Yaşam?

Tüm tezatlıkların ve uyumun bir arada olduğu yer.

Ölüm?

Var oluşun yeni bir evresi.

Aşk?

Öteki olmak.

Düş(ler)?

Peşinde olunan.

Yaşamın, aşk ve düşlerle bezeli gülümseyen yüzü kadar, savaş, sefalet, şiddet ve nefreti barındıran bir de sevimsiz bir yüzü var. Yaşamın bu sevimsiz yüzünün senin yaşamında, dolayısıyla fotoğraf ya da resim, yaratılarında nasıl bir yeri var?

Elbette yaşamın mutlu,mutsuz tatlı zor yanları var.Ve bu herkes gibi beni de etkiliyor.Ama nehir dün bir çölün içinden geçiyordu,bugün ise o ormanın içinden geçiyor.Bu yüzden dün yaşadıklarımın tanımı sonsuza kadar benim tanımım olmuyor.Bence kişi zamanla birlikte sürekli hareket edebilmeli.Geçmiş süreçlerin olumlu ve olumsuz yanlarında kalmamalı.Kişi asla birşey olmamalı.Ancak ozaman bu yarattıklarınız da sizi yaşamınızla samimi kılabiliyor.Ve hayatla beraber ancak böyle akabiliyorsunuz.O yüzden mümkün olduğunca bu olumusuz etkileri çalışmalarımdan uzak tutmaya çalışıyorum.Ben sadece  kendi ruhumun izlerini takip etmeye  çalışıyorum.

Fotoğraflarına baktığımda, fotoğraf ve resim kadar, edebiyattan felsefeye, politikadan gündelik olaylara, duygulara kadar birçok disiplini/kavramı fotoğraflarında buluşturduğunu görüyorum. Sanırım resimlerin için de bu geçerli. Bu kapsamda, fotoğraf ve resim hayatında nasıl bir ilişki içinde yer alıyorlar, hem ikisinin arasındaki hem de ikisinin seninle arasında varolan dengeyi merak ediyorum?

Disiplin belkide bu durumu en güzel özetleyen ve bekide tarih boyunca en yanlış anlaşılmış kelimelerden biri.İnsanlara sürekli hayatları boyunca şu yapılmalı yada bu yapılmamalı diyerek hayatlarını disipline etmeleri söyleniyor.Bu çok yanlış bir tutum. Bence gerçek disiplin öğrenmeye hazır olma sürecidir.Bilgili insan ise asla öğrenmeye hazır değildir. Çünkü o sadece bildiğini düşünüyordur.Bu yüzden ister resim,isterse fotoğraf çalışmalarım olsun bende bilgiden çok arayış ve keşfetmeye önem veriyorum sürekli. Felsefe,gündelik olaylar ve sanat arasında kurduğum bu dengelerin temelinde bu “bilmeme” durumu var.Dionysius’un cahilliğe “ışıma” demesi gibi birşey bu…Varoluşun bence en güzel deneyimlerinden biri bu ışıldayan bilmeme durumu.Ben tam olarak bunu yaşıyorum.

İlk çektiğin fotoğrafı hatırlıyor musun?

Hayır malesef hatırlamıyorum.Çünkü fotoğraf çekmek benim için hiç bir zaman amaç olmadı.O sadece düşlerime ulaşmam için bir araç niteliğinde şuan.Önemli olan neyi yakaladığım değil neyi yarattığım.Ama geçenlerde çok küçük yaşlarda ilk desenlerimi çizdiğim defterim elime geçti.Bu çok entarasan bir deneyimdi benim için.Çünkü ordaki çalışmalar bugün yaptığım dijital kurguların hiçte tesadüf olmadığını gösterdi bana.

Hem bir fotoğrafından biliyorum, hem de çocukluk kahramanlarında etkisi seziliyor, bugünkü Ali Alışır’ın varlığında annenin özel bir yeri var. Annen dışında Ali Alışır kimliğini bu kadar etkileyen başka isim(ler) var mı?

Hayır malesef yok.Bugün geldiğim noktada bana her anlamda yardımcı olan tek kişi annemdir.O olmasaydı bukadar çalışmaya cesaret edip devam edebileceğimi hiç sanmıyorum.

Senin fotoğraf yaratım sürecine bir arayışın dili diyebilir miyiz?

Evet bu doğru bir tanım olur.Ben sanatın sürekli bir arayış hatta çıkışı olmayan bir labirent olduğunu düşünüyorum.

“…çünkü yapıtlar üzerine söylenenlerin tümü yapıtların kendilerinin yanında yetersiz ve zayıf kalır.” diyor Ingeborg Bachmann. Sen ne dersin?

İngeborg Bachmann haklı olabilir.Yaptğınız şeyin adı ne olursa olsun sizin sessiz dingin olmanıza yardımcı olup Tanrıyla aranızda bir köprüye dönüşüyorsa bence bu bir sanattır.Yoksa kırmızının yanında biraz mavi kullanmanız yada altın orana göre fotoğraf çekmenizin pekte bir önemi yoktur.Eğer içinize gömülüp egonuz kayboluncaya kadar emiliyorsanız doğru bir yoldasınızdır demektir.Bence bu noktada eleştirmenlerin söyledikleri çokta önemli değil.Eleştirmenler çok etkili ve bilgili sözlerde sarfetseler aslında sanat hakkında hiç birşey bilmezler.Hatta genelde hep sanatçı olamayanlar eleştirmen olur.Onlar katılımcı olamaz.Ve hiç birşey yaratamazlar.Bu noktada en doğru olanı gene yaratıcı olan kişinin bilebileceğini söylemekle yetineceğim.

Klee de; “Bu dünya başka türlü görünüyor ve bu dünya başka türlü görünecektir.” diyor. Fotoğrafların sayesinde, yaşama Ali Alışır’ın penceresinden, onun gösterdiği kadarı ile bakabiliyoruz. Yine de  dünya Ali Alışır’a nasıl görünüyor, bir sözcüklerinle söyler misin?

Bu farklı görünme aklıma Edmund Hillary’nin bir hikayesini aklıma getirdi;Biri Edmund Hillary’ye sormuş:”Neden Everest’e tırmanmak istediniz?” Hillary onu yanıtlamış:”Çünkü ordaydı…ve bu sürekli bir meydan okumaydı”.Benim içinde sanat ve yaşam bu şekilde görünüyor.Ne zaman karşıma risk alacağım bir fırsat çıksa onu kaçırmamak için elimden geleni yapmaya çalışırım.Risk gerçekten canlı ve yaratıcı olmamın tek garantisidir diyebilirim.Ve bence risk alınmadan yapılan sanatta,yaşanan hayatta  ölüdür.

Son okuduğun kitap?

Einstein’la ilgili bir kitaptı.Einstein pek çok sınavda bazı şeyleri hatırlayamadığı için başarısız olmuştu.Orda bununla ilgili şöyle bir hikaye anlatılıyordu;

Einstein bir seferinde otobüste seyahat ediyordu.Biletçiye biraz para verdi;ona da para üstü verildi.Bir kez,iki kez üç kez saydı ve her seferinde sonuç farklıydı ve o da dördüncü kez saymaya başladı.Biletçi onu izliyordu ve dedi ki,”Senin sorunun nedir ahbap? Sayı saymayı biliyor musun? Üçkez saydın ve şimdi de dördüncü kez sayıyorsun!.Bozuk para saymasını bilmiyor musun?”Einstein da “Matematikte pek iyi değilim” dedi.Zamanında mümkün olabilecek en iyi matematiği yapmış olan adam parayı saymaktan acizdi.Ve kitap buna bezner garip alışkanlıkları ve unutkanlıklarından bahsediyordu.Aslında geçmiş çağlara bakacak olursak  Einstein gibi son derece kötü hafızaya sahip binlerce dahi bulabiliriz.

Son söz?

Bugün sanat ve iş adına hayatımızın her alanında kullandığımız makinalar insandan daha verimli ve yararlıdır.Ama gerçek hayat kalbe aittir.

Ali Alışır ile röportaj /Sule Tüzül 2009 / Fotofanclub

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: